Farkında mısınız?
Bizim toplumumuzda teşekkür etmek, rica etmek ya da özür dilemek çoğu zaman bir
“zayıflık göstergesi” olarak algılanmaktadır.
Oysa bu davranışlar, sanılanın aksine, güçlü ve olgun bir karakterin yansımalarıdır.
Nitekim nezaket gösterebilmek; kişinin kendine güveninin, empati kapasitesinin ve sosyal olgunluğunun doğal bir sonucudur. Buna karşın, nezaketi, inceliği ve saygıyı zayıflıkla eşdeğer gören anlayış yaygınlaştıkça, bu temel insani değerler gündelik hayatın olağan unsurları olmaktan çıkmakta ve istisnai davranışlar olarak algılanmaktadır.
Böyle bir toplumsal atmosferde ise nezaket, olması gereken bir norm değil; nadir rastlanan bir özellik olarak algılanmaktadır.
Oysa teşekkür edebilmek ve rica edebilmek, ancak sağlam bir karakter yapısına ve içsel bir özgüvene sahip bireylerin sergileyebileceği erdemlerdir. Bu yönüyle nezaket, güçsüzlüğün değil; bilinçli bir özdenetimin ve insani olgunluğun göstergesidir.
Demem o ki günlük hayatın akışı içerisinde basit gibi görünen davranışlar misal; bir emeğe teşekkür etmek, bir hatada özür dilemek ya da bir talebi nazik bir üslupla ifade etmek toplumsal güven duygusunu pekiştiren temel unsurlardır.
Sonuç olarak, nezaketi olağanüstü bir davranış gibi görmek yerine, toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir normu olarak yeniden konumlandırmak gerekmektedir.
Ve belki de Yunus Emre’nin asırlar öncesinden seslenen çağrısı, meseleyi en yalın hâliyle özetler: “Sevelim, sevilelim; dünya kimseye kalmaz.” çünkü kalıcı olan güç değil, geride bırakılan inceliktir.
İnsanlığın asıl ölçüsü de tam olarak burada saklıdır.













