Türk milletinin ortak değerleri, hızla yok oluşa doğru yol alıyor.
Artık toplumsal sevinçte, kederde, tasada tam manasıyla bir arada değiliz. Konu ne olursa olsun fırsatta ayrışmayı körükleyen bu ayrıkotu modelleri karşımızda görmek mümkün; milli takımlar ve milli maçlarda dâhil… Türk Milli Futbol Takımı Dünya Şampiyonası’nda iki maç sonunda başarısız oldu, beklenen performansın çok gerisinde kaldı ya, #bizimçocuklar diye başlayan hashtaga, bir grup çıkıyor ‘nereden #bizimçocuklar oluyor’ diyebilme cüretini bile ortaya koyabiliyor.
Yalnızca futbolda değil, neredeyse hayatın her alanında ortaklaşmamız gereken ne var ise, bölünme-parçalanmayı buralarda da görebilmek mümkün… Pek âlâ aslında bize ne oluyor, bi bakalım…
Büyük kent göçünün yaşandığı 1950’li yıllardan itibaren, Türk toplumunun omurgasını değiştirdi, kabul. Köylerde, kasabalarda, ilçelerde hatta şehirlerde herkesin birbirini tanıdığı, hatta bile kapıların kilitlenmediği, o organik yapı, beton yığınları arasında çoktan eridi gitti. Çekirdek aileler bile bu sarmalın içinde sallanıyor. Bunun karşılığında tek kişilik haneler hızla artıyor. Ekonomik baskı da işin cabası… Artık iki kişinin çalışmak zorunda olması, uzun mesai ve rekabet, fedakârlık ve sabır gibi değerlerin elimizin altından kaymasına birincil sıradan sebep teşkil ediyor.
Ve elbette küresel haller ise ikinci büyük darbe. Sosyal medya ve dijital kültür, genç beyinleri 24 saat bombardımana tutuyor. Batı’dan ithal bireycilik, hazcılık buna paralel “ben” odaklı yaşam felsefesi, geleneksel ‘biz’ duygusunu aşındırıyor. Yakın zaman dilimine kadar ‘devlet baba, vatan borcu, helal-haram’ gibi milli maçlar gibi kavramlar tartışmasız ortak paydalardı. Bugün aynı kavramlar bile kutuplaşmanın malzemesi haline geldi çoktan… Ortak zemin gitgide daralıyor, insan arasında uçurum da, makas da giderek açılıyor...
İyi de o zaman suçlu kim? Küresel kapitalizm, teknolojinin hızı, göç, eğitim sistemi, siyasi kutuplaşma… Hepsi. Ama en büyük sorumluluk, değerleri yaşatması gereken kurumlar ile bizlere ait. Ailede model olamıyorsak, okulda tarih şuuru veremiyorsak, medyada ve sosyal medyada zehir pompalıyorsak, sonra ‘değerlerimiz eriyor’ diye sızlanmak, en büyük kolaycılık galiba...
Türk milleti asırlardır Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’e nice fırtınalı dönemler atlattı. Bu dalgayı da elbette bertaraf edebilir. Amma velakin ‘her şey eski günlerdeki gibi olsun’ hayaliyle değil, zamana ve gerçeğe uyumlu, köklerinden beslenen bir yenileşimle... Aslına bakarsanız, bizi biz yapan değerlerimiz yok olmuyor; sınav veriyor. Bu sınavı geçmek, sadece devletin değil, her birimizin elinde.
Hadi bakalım, ülke bizim, karar bizim; zira yol ayrımındayız.














