Hiç kuşku yok ki, toplumun ihtiyaç hissettiği en önemli duygu güvendir... Özellikle felaket anlarında, acının ortasında el uzatan kurumlara ve kişilere duyulan o saf, sorgusuz güven... Hepimiz hatırlarız değil mi, 6 Şubat 2023 depremlerinde Kızılay skandalıyla sarsılan bu güven, birçok vatandaş için AHBAP’a ve Haluk Levent’e yöneldi. Milyarlarca lira bağış toplandı. Birçok insan, ‘hiç olmazsa bunlar samimi’ düşüncesiyle hem ceplerini, hem de gönüllerini açtı. Şimdi ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma ve gözaltılarla o güven fena halde yara aldı.
AHBAP Derneği’ne yönelik operasyonda Haluk Levent ve aralarında avukatların da bulunduğu kişiler gözaltına alındı. Savcılık açıklamalarına göre deprem bağışları şahsi hesaplara aktarılmış, yasal bahis hesaplarında yüz milyonlarca liralık işlemler yapılmış, yaklaşık 120 milyon TL asistan hesabına yönlendirilmiş. 990 milyon TL bahis oynandığı, 390 milyon TL kayıp yaşandığı iddiaları ortada. Suçlamalar arasında Dernekler Kanunu’na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığının aklanması ve örgüt üyeliği var.
Bu iddialar doğru çıksa da, çıkmasa da toplumda yarattığı tahribat muazzam. Depremzedelere yardım için seferber olan, “Ahbap” diye sosyal medyada trend olan o kolektif iyilik duygusu şimdi yerini fevkalade derin bir şüpheye bıraktı. Ve şimdilerde “Artık kime yardım edeceğiz,” sorusu kulaktan kulağa yayılmakla kalmıyor, akıl olmazların içinde seyrü sefere çıkıyor… Şu yaşananların ardından İnsanlar artık her yardım kampanyasını, her derneği, her ünlü yüzü sorgular çoktan sorgulamaya başladı bile… Bu, sadece bir dernek skandalı değil; toplumsal dayanışma mekanizmasının zehirlenmesinin bizatihi kendisidir. Haluk Levent, deprem döneminde birçok insanın gözünde kahramanlaşmıştı. Sanatçı kimliği, samimi duruşu ve hızlı örgütlenme yeteneğiyle güven verdi. Ama güven, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan sürdürülemezdi, sürdürülemedi de…. Milyarlarca liranın toplandığı bir yardım örgütünün mali denetimleri, harcamaları ve raporları neden yeterince şeffaf değildi, bu da işin dikkat çeken başka yüzü. Denetim mekanizmaları neden erken devreye girmedi? Bu soruların cevabı, sadece yargı sürecinde değil, kamuoyunda da netleşmeli. Aslına bakarsanız, Türkiye’de yardım dernekleri ve vakıflarının yönetimi kronik bir sorun. Kimi zaman iyi niyetle başlayan işler, kontrolsüz büyüdükçe yolsuzluk riski taşıyor. Deprem gibi ulusal felaketlerde toplanan paralar, milletin emanetidir. Bu emanete ihanet, sadece hukuki suç değil, ahlaki bir iflastır aynı zamanda.. Kızılay’dan sonra AHBAP’ta da benzer bir tabloyla karşılaşmak, “ne güvenmesi kardeşim, o dönem bitti” gibi bir karamsarlığa dönüşüyor hızla.
Bu olayda da masumiyet karinesine hiçbir itirazımız yok. Haluk Levent ve arkadaşları savunma hakkını kullanacak, deliller konuşacak. Ama unutulmamalıdır ki, yaşanan olaylar silsilesinde en büyük zarar gören, bağış yapan on binlerce sıradan vatandaşın güven duygusu oldu. Bir daha depremde, selde, yangında insanlar cebinden çıkardığı parayı verirken tereddüt edecek. “Acaba bu da mı?” diye düşünecek. Bu tereddüt, yardımlaşma kültürümüze vurulmuş en büyük darbedir. Çözüm basit ve net olarak karşımızda durmuyor: Şeffaflık. Yardım toplayan her kurumun, özellikle büyük ölçekli olanların, bağımsız denetim raporlarını kamuoyuyla paylaşması zorunlu hâle getirilmeli. MASAK denetimleri rutinleştirilmeli, bağışların takibi dijital ve izlenebilir olmalı. Ünlüler üzerinden duygusal bağış toplama yerine, profesyonel, hesap verebilir sivil toplum yapıları teşvik edilmeli. Yapılması gerekenler net ve keskin biçimde kanun çerçevesinde hayat bulmak zorunda. Aksi halde işte yaşadığımız AHBAP örnekleri dizi dizi karşımıza çıkar, vesselam.
Bakınız, güven bir kere kaybedilirse kolay kolay geri gelmez. AHBAP soruşturması, bize iyilik yapmanın yetmediğini, iyiliği doğru ve şeffaf yapmanın şart olduğunu altını çize çize hatırlattı. Haluk Levent’in AHBAP’ıyakın zamana kadar umut olmuştu; şimdi o umudun nasıl yönetilemediğinin acı bir hikâyesine dönüşme sendromu ile tam karşımızda resmi geçit yapıyor... Toplum olarak yara sarma kapasitemiz var. Ama bu, ancak dürüstlük, hesap verebilirlik ve adaletle mümkün. Aksi takdirde her felakette yalnızlaşır, birbirimize bile güvenemez vaziyete geliriz. Bu vaka, sadece bir dernek operasyonu değil; vicdanlarımızın ve dayanışma duygumuzun en önemli sınavıdır.













