Güzel Türkçemizde en çok kullanılan kelimelerden biridir övünmek. Atatürk'ümüz bu konuda çok önemli bir vecize bile söylemiştir. ‘Türk, övün, çalış, güven’. Ama biz bu veciz ifadenin tek sözcüğü ile yetinmiş bir toplumuz. Övünmek...
Yaptığımız her iş ve eylemle, yalan da olsa var gücümüzle övünen bir toplumuz. Çevrenize bir bakın, çirkin birine bu ne yakışıklılık diyelim adamın yürüyüşü değişir. Zaten kimseye fırsat vermeden biz övünür de övünürüz.
Misal, Kayserili olmakla övündük durduk, hükümet adamları dediler yav! bunlar bu kadar övünüyor, Kayserili kendine yeter dediler ve şehre yatırımı zarif bir vücut çalımı ile yine bize bıraktılar. Niğde’nin bile otobanı var, Sivas, Yozgat hızlı tren çalışıyor, Kayseri-Ankara karayolu hala iki yerde tek şerit hizmet veriyor. Sürekli Kayseri Ankara gidip gelen vekillerimiz bu durumdan rahatsız olmuyor mu?. Kırşehir de 100 metrede bir kırmızı ışık var, bekleyen araçların yakıt tüketimi milli zarar değil mi?.
Atamızın sözünü tersten anlayıp yorumlasaydık, yani önce çalış sonra güven ve sonra övün olsaydı sıkıntı olmazdı.
Çocukları ile övünenler, komşularıyla, aracıyla, işiyle, geliriyle, yaşantısıyla, kel kafadaki saçıyla övün de övün...
Biz bu kadar övündükçe Kayserili işini bilir dediler otobana ve hızlı tren falan gerek görmediler. ‘Görmeden ölürsem gözlerim açık gider’ diyen Gazeteciler Cemiyeti Başkanı’nın torunları bile bu gidişle belki görürler. Ama bu beklenti yani hızlı tren beklentisi vatandaştan gelen istekle değil, şehre gelen siyasileri demeçleri ile beklenti haline geldiğiniz de bilelim..
Öğretmen öğrencileri ile tanışırken nereli olduklarını da soruyormuş. Herkes tek tek söylerken sıra bizim Kayseriliye gelmiş. Adını söyleyip memleketi Sivas demiş. Arkadaşları gülüşünce öğretmen sormuş, neden doğru demedin, o da öğretmenim Sivas dedim ki hızlı tren geliyor diye övüneyim diye. Yok, bu fıkra böyle bitmiyordu, öğretmenim Kayseriliyim diye övünmek istemedim, övünmek gibi olmasın diye demiş.
Korona oldu ondan bile övündük. Tıbbi malzeme yardımı yaptığımızdan tutun da, Adana Belediye Başkanı’nın sergi alanına Sahra Hastanesi demesi gibi. Korona aşısı bulan hocayla övündük. Sahi o aşı işi ne oldu?.
Övünmek doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreç haline geldi. Çocuk doğar, doğduğu hastane, doktoru, masrafı ile övünülür. Sünnet olur, nerde oldu, kim kesti, kimler geldi...
Askere gider ülkenin tek askeri işlemi görür, kız istemeye gidilir, gidenlerle övünülür. Nişanı kim taktı, nikah nerde oldu, şahitleri kimdi, ne yendi, ne masraf edildi, bunlar övünülen konular değil mi?. Cenazeler dahi övünülecek durumda sevgili okur. Zengin cenazesi ise imamlar 2-3 kişi duruyor, sanki biri şaşırırsa diğeri okuyacak. Kimler katıldı sorusu boşta kalmasın diye zengin cenazelerinin ön safhası hep doludur. Görünecekler, övünülecekler. Sonra kıymalı terörü, çadırda sürekli ikram, ücretli hocalarca Kur'an okuma, perşembe final, cana değsin diye âdete ziyafet.
Kimi geçmişi ile övünür, soyları kimi efendimize, kimi saraya dayanır. Kiminin dedeleri hocadır sanki kendilerine faydası varmış gibi.
Mustafa Kemal Atatürk, ‘Türk çalış, güven, övün’ demeliydi. Önce çalış, güven ve en son övün.
Günün sözü: Hayat her zaman seçim hakkı vermez. Yaşamak istediğin gibi değil, mecbur kaldığın gibi yaşarsın.













