Sağlıkla ilgili değerlendirmeler yapılırken, skora göre yapılan tüm yorumlar yanıltıcıdır. Skor yazarlığı diye bir olgu var, sonuca göre fikir değiştirir, çok kötü oynayan bir takım son saniyede yenerse ve bu takım üç büyüklerden biri ise övgü başlar.
Sağlıkta skordan yani sayıdan çok kaliteye, yapılan işin doğruluğuna bakmak gerekir. Bakınız her ile değil, neredeyse pek çok ilçeye yüksek okullar açıldı. 200’e yakın tıp fakültesi var. Kalite? İlçelere kadar yüksek okul açıldı, kalma zorunluluğu olmadan zaten liseden herkes başarılı olsun olmasın mezun oluyor. Sınava girince ülkenin her yanı üniversite, yüksek okul, birine gir. İyi de şimdi bilgili, kültürlü bir nesil mi yetişti?
Elbette taraflı tarafsız herkesin gurur duyacağı Şehir Hastaneleri açıldı, açılıyor. Çok büyük ihtiyaca cevap verdiği kesin. Hele korona döneminde bu çok daha belli oldu. Mesela Kayseri Şehir Hastanesi, pırıl pırıl hastanede canla başla çalışan personeller…
Çok ağır hastalar kadar son derece sıradan hastalar da soluğu Şehir Hastanesi’nde alıyor. Almamalı...
Aile hekimliği diye bir kurum oluşturuldu. Dileyen dilediği aile hekimine kayıt oluyor. İşte sağlıkta devrim, sağlıkta yenilik buradan başlamalı. Aile hekimine başvuran hastayı aile hekimi muayene eder, gerek duyarsa hastaneye sevk eder, etmeli. Hatırlayalım, eskiden kurum doktorundan sevk almadan hastanelere gidilemezdi. Şimdi canı isteyen istediği doktora gidiyor. Bu da doğal olarak uzmanlardan oluşan şehir hastanelerine yük getiriyor, yoğunluk nedeniyle kalite de düşüyor. Uzman doktor bu yığılmalar yerine sadece sevkli hastalara baksa, tomografide, MR’da aylarca sıra olur mu?
Diyelim çağın hastalığı kanserde birinci evrede olduğu şüphesiyle uzman doktor tomografi vs istedi. Bu talep 60-90 günde karşılanırsa hastalık 2. veya 3. evreye geçerse ne olacak? Böyle bir sistem olursa, ilk basamak olan aile hekimliğinde ciddi muayene yapılır, kafasına esen sevk veremez. Sevk ettiği hastayı da kendisi kontrol eder. Şimdi aile hekimine gidenler, tetkik vs olmadan dilediği ilacı yazdırmıyor mu? Telefonla bile yazanları duymadık mı? Bu sistem sağlık sistemi olabilir mi?
Aile hekimleri şimdi soruyor, neyin var?, derdini söyleyende şüphe olur, ileri derecede sıkıntı varsa şu doktora görünün tavsiyesinde nadiren bulunuyor. Oysa sevk almadan kimse özel, resmi hastanelere gidememeli. Özel sağlık sigortası olanlara sözümüz yok. Ama mesela tatlı fıstık hastanesine gidin, üniversiteden proflar gelir ve gerekeni yapar, yapıyorlar da...
Sosyal güvenlik kurumu büyük zararda. Özel hastaneler denetimden uzak, denetlenemiyor. Hangi birini denetleyecek? Özel hastane sahipleri dilerlerse helal haram demez faturaları şişirebilir, büyük servet sahibi olabilirler. Bunu önlemenin yolu sevk almadan giden kişi tüm ücreti kendi öderse, katkı vs ödenmez.
Sözün özü, sağlıkta devrim yapıldı, şehir hastaneleri büyük gurur, özel hastaneler çok iyi. Ama özel hastaneler parası olana iyi olmalı, SGK’lılar sevksiz asla hiçbir kuruma gidememeli.
Madem ki aile hekimliği kuruldu, madem ki pratisyen hekimler bu alanda görevli, o halde ilk muayeneyi aile hekimleri yapmalı, gerek gördüklerini hastaneye sevk etmelidir. Sağlık çalışanlarının yükü hafifler, bütçe yükü hafifler, sağlıkta sağlıklı sonuçlar alınır.
Gelen hastaya yaz ağrı kesici, iyileşmezse gider acile hem kendi hem de SGK para öder, zarar hepimize olur.
Görüldü ki tıp fakültesi sayısını artırmak, hastaneler açmak, doktorların maaşlarını yükseltmek nitelik açısından kazanım olamaz. Kazanım ancak kaliteyi yükseltmekle olur. Günde 15 bin hastaya baktık dediniz, evet baktınız da, ne gördünüz demezler mi?
Sağlıkta kalite aile hekimliğinden başlar.













