Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı bazı verileri açıkladı. Ülke genelinde obez hasta sayısı nüfusun % 33’ü. Bitmedi, obezite ile mücadele eden, yani obez olmak üzere olanların oranı nüfusun % 30’unun üzerinde. Yani değerli okur, ülkemizin % 65’e yakını obez. Bu oran tüm Avrupa ülkeleri dahil 52 ülke arasında birinci sıradayız. İlkokuldan başlayarak yavrularımıza beden eğitimi dersi veriyoruz, sonuç?
Obezite gerekli mücadele ve müdahale yapılmayarak çağın hastalığı haline dönüştü. Elbette tek neden beslenme alışkanlığı ve yediklerimiz.
Hızla tüketim toplumu haline getirildik ve ne yazık ki medya reklamları bunu körüklemeye devam ediyor. Dikkat buyurunuz tasarrufa yönelik hiçbir çağrı, tanıtım yok. Ha bire yedirme derdindeler.
Ancak günlük yaşantımızda geçiştirme yöntemleri, ucuza doyma isteği sağlıksız bedenler oluşturmaya önemli katkı verdi. Çocuklarımız daha adını söyleyemedikleri hamburgercilere gitmek istiyorlar. Bu hamburger kültürü Amerika toplumunu en yoğun obez ülkesi haline getirdi. Bizde de aynı hızla sürüyor. Etin içeriğini dahi bilmeden, bol ketçap, bol mayonezle çocuklarımızı doyurduğumuzu sanıyor ve aldanıyoruz. Evde yapılan köftenin üzerine ev salçası sürüp yedirsek olmaz mı? Olmaz, el alem ne der?
Yemek nasıl ki ağızda başlarsa, sindirim de ağızda başlar. Dişlerimiz küçük parçalara ayırır, tükürük bezleri sindirimi kolaylaştırıcı sıvı salgılar, mide de rahatça öğütür. Peki yeterli çiğnemezsek?
Beynimizde tokluk hissini uyarıcı merkeze, mideden giden sinyal 20 dakikayı buluyor. Çiğnemeden yutulan gıdalar beyne doyma sinyalini gönderene kadar doymuşluk hissini almadan külçe gibi yemekten kalkarız. Ne tat alma ne doyma. Ama mide tıka basa dolu. Mide bunu nasıl eritecek, sindirecek?
Yapılması gereken mutlak surette yavaş yeme, tam çiğneme alışkanlığını kendimiz uygulamalı ve çocuklarımıza bunun da eğitimini vermeliyiz.
Sabah kalktık, kahvaltısız güne başladık, öğlene kadar ya bir poğaça, bir bisküvi ve çay kahve. Öğlen hamburgercide, dürümcüde tıkınma, tabi okeye gidecekler çok süratle yemeli, çiğnemeden yutmalı. Akşam eve dönüş, yaradana sığınıp silip süpürme. Hızlı yiyerek beyni kandırma. Sonra TV’nin karşısına uzanma. Meyve, çay tatlı ile cila çekme ve uyumaya gidiş. Bu mide bu yükü nasıl taşısın, nasıl sindirsin? Sabaha kadar öğütmeye, sindirmeye çalışma. Elbette mide ve bağırsak hastalıklarına açık net davetiye.
Çok sevdiğimiz, örneğin kaymaklı ekmek kadayıfı önünüze geldi. Çok seviyoruz ya. Kaç parçada yutuyoruz? Çevremizde gözlemliyoruz, iki veya üçe bölüp yemiyoruz, yutuyoruz. Hani çok severdik? Yavaş yavaş, küçük parçalarla, ağızda dans ettirerek tadına vararak yesek, hem zevk alsak hem de mideyi rahatlatsak olmaz mı?
Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığı arzu eden kişi, arkadaşları ile ortaya yemek yaptırmamalıdır. O kıymalılar kalmaz korkusu ile nasıl da çiğnemeden yutulur, gözlemleyiniz.
Her şey ağızda başlar. Biz de sindirimi ağızda başlatmalı, çocuklarımızı buna uygun yetiştirmeliyiz. Doğal yufkamızı yesek asla obez olmayız ama Amerika menşeili hamburgerler, dürümler bu toplumu obez yapıyor. Elbette hızlı yemek alışkanlığı da tuzu biberi oluyor. Unutmayalım doyduğumuzu bize beynimiz söylüyor, o da mideye giden gıdadan 20 dakika sonra giden sinyale bağlı olarak. Geliniz çağın hastalığına yenilmeyelim. Çevremizi genişletme çalışmasına dur diyelim, yürüyemez hale gelmekten sakınalım cerrahi müdahalelerden kaçınalım. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir geleceğimiz olsun. Afiyet olsun.
Günün sözü ;
Doğruları biliyorsan yalanları dinlemek eğlencelidir.