Moon tarikatı, kendilerine ‘unification church’ adı veren bir topluluk. Moon Kardes, Kore'de küçük yasta bir clairvoyant edasıyla dolaşırken bir tepede İsa Peygamberin kendine göründüğünü ve kendisine yarım bıraktığı işleri devam ettirmesi görevi verdiğini iddia etmektedir. Hedefi Güney Kore ve Kuzey Kore'yi birleştirip önce kurulacak yeni ülkenin, ardından da Amerika, Japonya ve İngiltere'yi bünyesine katarak bütün dünyanın hâkimi olmayı planlamaktadır.
Moonculuk ya da Birleştirme Kilisesi (unification churc) 1954 yılında Protestanlık ile Uzakdoğu inanç ve felsefesinin bir karışımı olarak güney Kore’de kurulan ve sonra merkezi Amerika ya nakledilen dinsel akım. Amacı tüm insanlığı kapsayan tek dil ve tek halka dayalı bir kültür dünyasının kurulması. Güney Koreli rahip Sun Myung Moon önderliğinde kurulmuştur. Dünyanın en güçlü ve zengin tarikatlarından biri olarak bilinir. Tüm dünyada Türkiye’de belediyelerin yaptığı gibi toplu evlilik törenleri düzenlemesiyle bilinir. Evlenmek isteyen tarikata bağlı damat adayı bu isteğini Sun Myung’a bildirir. Onun işaret ettiği kişiyle evlenme zorunluluğu vardır. Ancak evlendikten sonra damat gelinden bir ya da iki sene uzak kalmak zorundadır çünkü gelinin hedeflenen program dahilinde hazırlanması gerekmektedir(Gerçek Hayat, 2019)
Tarikatın amaçlarından biri, her kadın-doğum hastanesine tarikattan birini yerleştirip, çocukların anne babalarını karıştırıp, soy takibini engellemek. Tarikatın yeterince inananı olunca hangi hastanelerde ne kadar çocuğun anne ve babasının değiştirildiğini açıklayacaklar.
Deniz Baykal'ın 1997'de Washington'da toplantısına gittiği tarikat.
Fethullah Gülen'in de içli dışlı olduğu bir oluşum. Sonuçta ortak paydaları sadece Pensylvania eyaleti ile sınırlı değil...
Moon’un Türkiye temsilcisi olan Kasım Gülek meseleye dâhil edildi. Moon’un modeli bire bir olmasa da Cizvit, Opus Dei, Scientology gibi örgütlerin usullerinin karması bir sistem inşa edildi. Uzun süre herkese ‘cemaat’ veya ‘hizmet hareketi’ dedirtilerek meşrulaştırılmaya çalıştırılan örgüte, devlet ancak yarım asır sonra terör örgütü diyebildi ve adını da FETÖ yani ‘Fetullahçı Terör Örgütü’ koydu.
Oysa örgüt kendi adını çoktan ‘HERKÜL’ olarak koymuş, aynı adlı bir site bile açarak buradan yayın yapmaktaydı. Bu bile devletin dikkatini çekmemişti. Çünkü devlet denilen mekanizma 1980’lerden sonra önemli ölçüde FETÖ’nün eline geçmişti. Kafasını kaldıranın ya kellesi alınıyor ya da itibarı yok ediliyordu.
Kaldı ki, FETÖ’nün hamurunu CIA ile MAH birlikte karmış, BND, MI6, MOSSAD ve Vatikan’da yoğurup pişirme işine dâhil olmuştu. Birlikte yaptıkları zehirli aş, Müslümanlara altın tepside sunulan zehirden başka bir şey değildi.
Moon Kilisesi dünya çapında faaliyetler yürütüyor, bu faaliyetlerini de genellikle ‘Dinler Arası Diyalog’ temasını işledikleri toplantı ve konferanslarla gerçekleştiriyordu. Katılanlar arasında Yahudiler, Protestanlar, Katolikler, Hindular, Konfüçyanistler, Şintolar ve diğer dinlerin bütün mezhepleri vardı. Aynı durum FETÖ için de geçerliydi. Orada Hıristiyanlık, burada İslam kisvesi altında oynanıyordu tiyatro.
Moon, Türkiye’de Müslümanlara dadanmış, FETÖ ise diğer ülkelerde başkalarına…
Neticede ikisi de aynı mahfile hizmet eden uşaklardı. Tek farkları onlara verilen adlardı. Aslında hikâye bunlardan ibaret değildi. Hâlen farklı adlarla, Türkiye ve dünyanın farklı noktalarında benzeri yüzlerce örgüt var. Kimi tedrici olarak güçlendiriliyor, kimi başka kisvelerle İslam, aile, iffet düşmanlığı görevini sürdürüyor. Kimi tarihselci, kimi Hadis düşmanı, kimi bilmem ne kisvesi ile kendini ifşa etse de amaç aynı olduğu ayan beyan ortadaydı. Asıl olansa bu gerçeği görebilmekti…
Mooncular, Yaşar Nuri Öztürk’e kancayı takıp, dil öğretme bahanesiyle New York’a götürmüş ve orada İngilizce öğretmişlerdi ya da Yaşar Nuri böyle sanıyordu. Tıpkı batılı ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkeye burslu olarak eğitime götürülenler gibi.
Bize hayat hakkı tanımayanlar, çocuklarımızı üstelik bir de burs vererek eğitiyorlardı…
Bu çok hayırsever oldukları için mi, yoksa Truva atları üretmek için miydi?
Hâlâ bu gerçeği göremeyen nice kişiler, aileler, devletler var bu dünyada…
Oysa bir tebessümü bile bize çok görenler, bizimkilere meslek veya dil öğretiyorlardı. Aslında ülkeler böyle fethediliyordu, hatta Osmanlı da bu şekilde yıkılmıştı.
İşi hayli ileri götüren Moon, Türkiye’deki İlahiyat Fakültelerine Müslüman olmuş gibi gözüken elemanları göndermekteydi. Bununla da yetinmiyor, Türk kızları ile evlendirilerek kale içeriden fethediliyordu.
Yaşar Nuri’nin devşirilmesi gibi yüzlerce ilahiyatçıyı köleleri haline getirmişlerdi. Ceplerine para, uçak bileti konuluyor, lüks otellerde ‘cennetimsi’ bir hayat yaşatılıyordu.
Yaşar Nuri’yi kim siyasete kazandırdı? O kişi Deniz Baykal değil miydi?
Cevabı 4.12.1997 tarihli Milliyet’ten Melih Âşık’ın satırlarından okuyalım.
Şöyle yazmıştı Âşık: “Moon’un ‘Dünya Barışı Toplantısı’ adlı programında, Deniz Baykal’ın yanı sıra FKÖ’nün bayan lideri Aşrali, Fransız Sosyalist Parti liderlerinden Michelle Rocard, SSCB’nin son Başkanı Gorbaçov, ABD eski başkanlarından Gerald Ford ve George Bush, İngiliz eski Başbakanı Edvard Heath, NATO eski Başkomutanı Alexandra Haig, Alman eski Cumhurbaşkanı Veizsaecker ve iki Mısır başbakanı da bulunuyordu. Toplantılara katılanların kimlikleri düşünülürse, bunun bir tarikat toplantısı olduğu şeklindeki iddianın ne kadar anlamsız olduğu ortaya çıkar…”
Nasıl her şey ortada değil mi?
Bununla yetinmeyen Âşık, ‘Moon’un Türkçe mânâsının ‘mehtap’ olduğunu yazıyordu. Peki, bu bize neyi hatırlatıyor sizce? FETÖ’nün Mehtap adlı kanalı olmasın sakın!
Bildiniz işte tam da onu!
GÜNÜN SÖZÜ: Özgüvenli insan saygı uyandırır, egosu yüksek insan nefret uyandırır…













