Geçtiğimiz aylarda Milli Futbol Takımımız Avrupa Şampiyonası’na katıldı. Bu turnuvaya katılmak başarı mıydı? Zaten 50 takım var ve 24 takım katılma hakkı elde etti. Takdir sizin. Futbol Federasyonu sadece turnuvaya katıldık diye takıma 10 milyon Euro para dağıttı.
Elbette Federasyon Başkanı bu ülkenin en büyük 5 müteahhidinden biri, verebilir ama kesesinden olmak kaydıyla. Verdiği bizim paramız.
Neden ödemeler milli paramızla yapılmıyor? Milli Takım hocası bile Euro üzerinden maaş alıyor, ya bizler? Emekliler, çalışanlar, asgari ücret alanlar Euro mu alıyor? Futbolda büyük paralar döndüğü için ne ararsanız bulursunuz. Milli Takım’a verilen 10 milyon Euro ile neler yapılmaz? Fabrika, okul, gençler için havuzlar, sahalar sosyal donatılar… İlk akla gelenler.
Futbolda bu kadar büyük paralar dönüyor da kaliteye yansıyor mu? Bir bizim Süper Lig maçlarına bakın bir de Avrupa maçlarına. Lig kalitemiz Asya ülkeleri seviyesinde ama Milli Takım hocasına verilen maaş dünyada 5’nci. Neden?
Ligimizin doğru düzgün yasası yok, varsa da uygulanmıyor. Her yönetici attığı imzadan sorumlu olmazsa hep şaibe, daima şaibe. Her gelen geçmişi kötüleyecek ama ortaya bir şey koymayacak. Kayserispor'un son genel kurulunda Onursal Başkan’ın (Özhaseki) denetim kurulu oluştu, sonuç?
Futbolumuzda kalite olmamasında en önemli faktör aciz hakemlerdir. İstediğiniz kadar güzel statlar, sahalar yapın. Futbol sahtekârı oyunculara prim veren hakemler oldukça sonuç hep hüsran olur. Avrupa maçlarına çıkan oyunculara bakın, ligimiz gibi sanıp temaslı temassız kendilerini yere atıyorlar. Hakem çalmıyor. Ligimize bakın lütfen, en ufak bir harekette futbolcu kendini yere atıyor yetmiyor, çığlık atıyor ve sonra yeri yumrukluyor. Yani çok acil doktor talebi anlamında. Amaç rakibe kart göstertmek. Hakem büyük takım lehine ise hemen kartı takdim ediyor ve yerde kıvranan birden iyileşip koşmaya başlıyor. Var dedikleri bizim ligimizde sadece gol ve penaltıda değil faullerde de devreye girmeli. Yoksa adam bakıyor, hakem pozisyonu yemiş, hemen o da atlıyor, kıvranıyor. Böyle lig kalitesi artar mı?
Dünyanın hiçbir ülkesinde maç bittikten sonra ileri al, geri al diye pozisyonlar günler sonrası bile tartışılmaz. Bizde ise TRT’ye kapağı atmışlar, özellikle büyük takımlar hezimete uğrasalar da onları aklamaya çalışıyorlar. Mesela Kayserispor İstanbul'da Beşiktaş'ı 3-0 yendi, hemen yorumcular sırf Beşiktaş'a yağcılık olsun diye olumsuz yorum yapmamak adına takım yorgun dediler. Bizim takımdan söz eden yok tabi ki.
Hakemler de yorumcular da büyük camialardan çekiniyor. 3 büyükler bu adamı bizim maça vermeyin derlerse vermiyor, gerekirse düdüğü astırıyorlar. Hakem neden bu camiayı karşısına alsın ki? Sahipsiz çünkü. TRT’den maaş almak uğruna yorumcular, diğer kanalların spor yayını yapmamaları nedeniyle TRT’ye kapağı atanlar suya sabuna dokunmayan yorumlar ve taraftarı karşılarına almayacak ama hakeme yüklenerek akılları sıra konuşuyorlar. TRT Yönetim Kurulu Başkanı incelesin bakalım bu yorumcuların futbola, izleyenlere ne faydaları olmuş? Bu gereksiz yorumlar, bu gereksiz yayınlar, verilen maaşlar ve elektrik dahil tüm giderler bizden gidiyor.
Avrupa Şampiyonası’nda bile bizimle ilgisi olmayan maçları yorumladılar, hocalara akıl verdiler. Açın TRT Spor kanalını, Fenerbahçe nasıl oynamalı, Galatasaray sağ beke kimi almalı geyiği yapılıyor. Orası özel kanal değil sponsor biziz.
Sözün özü şudur; Süper Lig sosyal etkinlik anlamında kitle sporu değildir. Yani kitle tarafından yapılmaz, sadece kitlelerin izlediği bir spordur. Avrupa ile yarışmak için onlar gibi oynamalı, onlar gibi hazırlanmalı onlar gibi yönetilmelidir. Sadece hocalara milyon Eurolar vermekle rekabet olmaz. Türk futbolu öze dönmedikçe, kendi kaynaklarını kullanmadıkça, her yönetici alınan tüm karar ve ödemelerden sorumlu olmadıkça, yapanın yanına kar kaldıkça bizden bir şey olmaz.
Kayserispor’un başına getirilen hocalara bakın lütfen. Bir Mehmet Bulut, Mustafa Çapanoğlu, Mustafa Uğur bu görevi yapamaz mı? Seyit Üçgül menajer olamaz mı? Yalçın Bey transferleri yaptı, inşallah olmaz ama diyelim Samet gibi ayrılıp gitti, aldığına mı yanarsın, bıraktığı enkaza mı deriz. Ama kendi çocuklarımız olsa hesap da sorarız. Öze dönüş şart ve kaçınılmaz...













