Çok erken yitirilen bir baba ve henüz ilkokul son sınıfta seyyar satıcılığa başlama... İlkokulu bitirince erik satıp ailesini geçindiren çocuğun yanına öğretmeni gelir. Bekir çocuk hemen sattığı eriklerden bir avuç alıp yıkar ve öğretmenine ikram eder. Öğretmeni “Ortaokula yazıldın mı?” diye sorar? “Hayır” cevabını alınca da “Ticarete yatkınsın, zekisin her şeye kafan çalışıyor, ticaret okuluna yazıl” der. Kayıtlar dolduğu için gönülsüz giden Bekir, ticaret ortaokuluna yazılamaz. Birkaç gün sonra aynı öğretmen yine gelir ve kayıt olup olmadığını sorar. Minicik elleri ile öğretmenine erik ikram eder ve onun ısrarı ile Nazmi Toker Ortaokulu’na gönülsüzce yazılmaya gider. Gönülsüzlüğünün nedeni evi geçindirmek için çalışıyor olmasıdır. Başka gelirleri yoktur ki... Sıraya girer tam buna sıra gelince kıyafetinden garibanlık akan çocuğu kaydetmek istemeyen müdür yardımcısı sen sıradan çık diye azarlar. Bu yaklaşım kavruk Bekir’in çok zoruna gider ve yeniden sıraya girer. Aynı müdür yardımcısı terslerse zaten sokak çocuğu olan Bakir belki de dalacak, zarar verecektir. Yine sıra bu çocuğa gelince müdür yardımcısı yüzünü ekşitir ve “Kayıt parası 10 lira vereceksin” der. Erik satarak, su satarak kazanılan para ne kadardır ki kayıt parası versin. Ev nasıl geçinecek?
Bir mucize gerçekleşir, tam arkasında sırada bekleyen çocuğun babası “İşte para, yaz çocuğu” der... Bu sayede kayıt olur, çok başarılı olur, teknik üniversite, mühendislik derken büyük bir müteahhit olur Bekir Yıldız.
Çocukluğu, delikanlılığı yoklukla geçmişti. Belki de bu yokluk, onu yaşına göre çabuk olgunlaştırmış, son derece zeki, gözü pek bir delikanlı yapmıştı.
Öldü diye morga konmuş, sonra köye at arabasında giderken sarsıntıdan mı nedir bilinmez yeniden hayata döndüğü hayretle görülmüştü.
Su satarak, buz satarak evin geçimini sağlıyor, bir yandan da okumaya çalışıyordu. Ama yaşıtlarına göre çok olgun olması, cesaretli oluşu büyüklerle arkadaşlık etmesini sağlıyordu.
İnşaat Mühendisliği’ni kazanıp İstanbul'a gittiğinde Anadolu’dan gelen bu kavruk delikanlı, varlığını hemen hissettiriyor, öğrenci lideri konumuna geliyordu. Milli Türk Talebe Birliği Başkanı olmuştu. Ancak, ondaki abilik olgusu, solcularca da büyük saygı görüyor, onların yurtlarına, kahvehanelerine tek başına cesaretle gidiyor, aynı derecede saygı görüyordu.
Mezuniyeti sonrası müteahhitliğe başlıyor, Develi’deki büyük bir tesisi, lojmanlarını vs yapıyordu. Büyük küçük birçok binanın müteahhidi idi.
Kayseri'de bile henüz yenilgi almadığı masa tenisi büyük tutkularından sadece biriydi. Siyah kuşak tekvando, karate, voleybol çok başarıyla yaptığı spor dallarıydı.
Ülkemizin yetiştirdiği en önemli fotoğraf sanatçısı olduğunu çoğumuz bilmeyiz, tıpkı Türk sinemasına büyük emek verdiğini bilmediğimiz gibi. Yücel Uçanoğlu ile yaptığımız sohbette, “Bekir Yıldız devam etmeliydi, kimse eline su dökemezdi” demişti. Gerek yönetmenlik gerekse senaryo yazmak uzmanlık alanıydı.
Çocukluğundan beri okumaya büyük merakı vardı. Ne bulsa okurdu. Okuduklarını muhakeme eder, kendini geliştirirdi. Üstadı tanıması, onun fikirlerinden etkilenmesi gençlik yıllarında başlamıştı. O, düşünce noktasında her kesime konferans verecek kadar özümsemiş, kendini yetiştirmiş iyi bir büyük doğucu olmuştu.
Okulda olsun, yurtta olsun kavga çıkaran değil hep yatıştıran olmuş, ama gerektiğinde de 7-8 kişinin baş edemediği bir aslan kesilmişti. Büyük saygı görüyordu.
Hala tüm spor dallarını yakinen kurallarıyla bilir ve takip eder. Ayrıca çok iyi okuyucu, araştırmacı oluşu ve belki de doğuştan bir büyük yetenek oluşu, okuduğunu bir seferde anlayan, özümseyen ve unutmayan bir beyine sahipti. Birçok konuda o işin uzmanlarının gelip sorduklarına, fikir ve bilgi aldıklarına şahidiz.
Belediye başkanlığı yaptığı sırada sokak çocuklarının eğitimine, onların tek çatı altında toplanıp gerek eğitim gerekse spor yapmalarında öncülük etti. Emniyet Müdürlüğü ile irtibata geçip sorunlu gençlere yer tahsis etti, eğitimlerine, spor ile meşgul olmalarına, zararlı maddelerden böylece uzak durmalarına çok önem verdi. Yüze yakın genci tek çatı altında toplayıp eğitimlerini sağladı.
Son seçimlerde kimse bir talepte bulunmamasına, seçilmesi kesin olmasına rağmen yeniden aday olmadı, ısrarlara karşı durup adaylığı reddetti. Israrla meclis üyesi oldu, Haseki Bakan'ın istifası ile boşalan Büyükşehir Belediye Başkanlığı teklifini yapan dönemin başbakanını dahi reddetti. Bu fedakârlığı hangi nefis yapar?
Karatepe Başkan’ın gençlik arkadaşıydı, Şükrü Başkan yaşça büyük olsa da kendisine ‘Abi’ derdi. Bir gün sordum kendisine, “Neden abi diyorsunuz, sizden küçük” dedim. “Bekir Bey yaşça küçük olabilir ama ilim fikirde büyük adamdır, filozoftur” demişti.
Şimdi ombudsmanlık dedikleri uzlaşmacı görevi, eskiden beri şehrimizde en güvenilir kişilerce yapılırdı. Anlaşmazlık halinde hemen mahkemeye koşulmaz, iki tarafın da saygı duyduğu kişiye müracaat edilir, her iki tarafı dinler verdiği karar aynen uygulanırdı.
Bu da gençliğinden beri çoğunlukla Bekir Yıldız olurdu.
Bizde gelenektir, hayattayken kıymet bilinmez, vefat edince ismini yaşatalım telaşına düşülür. Hayatta iken ismi bir yerlere verilenler, genellikle görevleri bitince ya unutulur, ya silinir ya da değiştirilir. Yaşarken ismi bir büyük bulvara verilen(kendi yaptırdığı) ve hiç kimsenin itiraz etmediği saygın bir isimdir Bekir Abi.
Cumhurbaşkanı’ndan, başbakana, bakanlara, yaşları ne olursa olsun büyük saygı duyup Abi diye hitap ettikleri, onun bulunduğu meclislerde lüzumsuz konuşmadıkları bir bilge kişidir Bekir Yıldız. Dedikodu bilmemesi, kimsenin aleyhine konuşmayan konuşturmayan yapısı, onun bilgeliğini, abiliğini yüceltmiş, adeta taçlandırmıştır. Gösterişi sevmeyen yapısı, Kocasinan’da yaptıklarının reklam ve tanıtımında ‘Allah bilsin yeter’ düşüncesiyle kendi halinde son derece önemli çalışmalar yapmış mütevazı bir kişidir.
Herkesin ABİ’si Sayın Bekir Yıldız'a sağlıklı, hayırlı ömürler diliyoruz…













