Ulusal medyayı takip eden bir yabancı, ekonomi alanında çok rahat bir ülke olduğumuzu sanır. Neden mi? Sürekli tüketimi zorlayan, asla tasarruf demeyen reklam furyasından. Dikkat edin sürekli reklam, neredeyse reklam arası program denecek kadar. Ama bu reklamlar dürüstçe mi? Bir malın reklamı yapılırken mesela 299.90 TL diyorlar. Hani para üstü? Siz hiç piyasada kuruş gördünüz mü? Tam alıyorsanız bu helal değil. 5 kuruş eksik olsa ekmek dahi alamayacakken, bu aldatıcı reklamlar çocuklarımıza yanlış örnek oluyor. Kocaman yazı ile tatil reklamları yapılıyor. Fiyat da var. Kocaman, cazip gelecek bir rakam yazılıyor, altına minicik …’dan başlayan fiyatlarla deniyor.
Arkadaşlar tüketimi zorlayan, körükleyen reklamlar yapılıyor ama doğruluktan eser yok. Bunun da adına satış pazarlama tekniği deniyor. Yahu resmen yalancılık bu. Kul hakkı değil mi? Geçtiğimiz ay Bendevi abi ekranlarda ey tüketici mutlaka para üstünü alın diye çağrıda bulundu. Helal olsun, olsun da bu çağrıyı neden satıcıya yapmaz?
İster marketlere, isterseniz züccaciye satan dükkanlara, ister tişört satan mağazalara gidin. Hepsinde fiyatlar kuruşlu. Saç kurutma makinesi satıyor, üzerine 299,90 diye kocaman yazmış. Yanına gidip elinize alınca hayretle görüyorsunuz ki minicik bir yazı ile önüne ayda diye yazılmış. Hani dürüstlük?
İftar sofraları reklamını hatırlayın. Tam ezan okunacak gazlı içecek için ağız kulaklarda. Yani hem tüketimi zorlama ve hem de aldatıcı reklamlar. Kim ezan vakti gazlı, içecek var diye güler, eğlenir.
Şunu söyleyebiliriz, yahu izlemeyelim. Zaten kime sorsan herkes belgesel izliyor. Ama gündüz programları en çok şikayet alan programlardı, hani izlenmiyordu? Sosyal hayat denilince orta yaşlılar ve kadınların aklına sadece televizyon geliyor. Gençler ellerindeki akıllı telefonlarla sosyalleştiklerini sanıyorlar. Bizim gençliğimizde akıllı değil deli telefon dahi yoktu, komşuluk vardı, aile içi iletişim vardı, akrabalık vardı. Şimdi?.. Ulusal kanalları sabah açın sürekli dedi kodu, öğleden sonra açın birbirene kaçan kadınlar, çocuklarını yuvaya vermenin sırıtışı, şeyleri zevkine yaşayanlar. Nasıl yozlaşma görün.
Sonuç olarak satış, pazarlama, tezgahtarlık diyerek söğüşleniyoruz. Bu hadise sadece marketlerde değil elbette, sucuk satan 650 TL yazıp üstünü çizmiş ve 550 TL yazmış. 650 den satarken büyük kar,550 den satarken yine kar. Kim denetleyecek?. Gerçi esnafta Alıştı, Market kasiyerlerine bakınız, sürekli kuruşlu işlem yapıyor ama para üstü asla vermiyorlar. 50 lira 15 kuruş tutan market kasiyeri o 15 kuruşu almadan ürünü asla vermiyorlar. 50 lira 15 kuruş tutan market kasiyeri o 15 kuruşu almak için 100 liranızı bozuyor. Buraya bir parantez açalım, balıkçıların da bulunduğu alanda bir kuruyemişçi var, elinizle alıyor, dolduruyorsunuz, piyasaya göre uygun. Buradan alış veriş yapan bir kaç müşteri paketleri koyduğu naylon torba için müşteriden para almıyor diye cimer e kadar şikayet etmiş iyi mi?.
Kuruş ya tedavülden kalkmalı, kalkmıyorsa adam gibi kullanılmalıdır. Eskiden fırınlardan kasaplara, mağazalardan marketlere kadar belediyeler denetler, fiyatları kontrol eder ceza yazarlardı. Şimdi kim denetliyor? Bu aldatmacaya kim son verecek?. İnternetten satın alınan pek çok mamulün hatalı, yanlış, kandırmaca olduğunu sık sık görüyor, duyuyoruz. Tüketici belli firmaları tercih etmeli ve kandırılmamalıdır. Basit bir örnekle yazımızı noktalayalım. Ülkemizde hiç bir market yok ki, ramazan ayı geldi, müslüman kardeşlerimize destek olalım, fiyatları indirelim, zam yapmayalım diyen duydunuz mu?. İndirim denilen marketlerde etiket üstüne etiketleri hayretle görürsünüz. İnsanları satın alma gücü her geçen gün azalırken denetleme görevi tak yetki ile Valiliklere ya da eskiden olduğu gibi Belediyelere verilmelidir. Vicdanlarını evde bırakanlar denetlemeyle düzelir.
Günün sözü; Merhametsiz olan herkes kaybedecek, her gün bir şeyinin, bir gün her şeyini..












