Ülkeyi neredeyse karış karış gezip toplantılar yapan AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Özhaseki, belediyeciliğin duayeni, en iyi bileni sıfatıyla projeler üretiyor, akıl veriyor, yol gösteriyor, çıkan engelleri hemen ilgili bakanı arayarak çözümler buluyor. Bu toplantılarda sık sık kendi şehri, Kayseri belediyelerinden, kendi görev süresince yaşadıkları, karşılaştığı engellemeleri anlatıyor. Gerçekten de Kayseri belediyeleri her türlü övgü ve takdiri hak ediyorlar.
Belediyelerimiz vatandaşın her talebine kucak açarken bu kentte yaşayan bireyler olarak biz şehrimize nasıl bakıyor, sahip çıkıyor muyuz? Geçtiğimiz hafta bir sohbet sırasında Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’nun, belediye giderlerinde en büyük meblağın temizlik giderleri olduğunu belirtmesi bizi şaşırttı. Palancıoğlu her gün kendi ilçelerinde temizlik araçlarının 600 km. yol yaptıklarını söylüyor. Müslüman bir şehrin cadde, sokakları, parkları her gün süpürülüp temizlenir mi? Temizleniyor.
Japonya’da eğitim 10 yaşına kadar sınavsız geçiyor. Derslerden çok saygı, temizlik, hayata hazırlama şeklinde eğitim veriliyor. Demek ki toplum bilincini, kentli olma bilincini çocuklardan başlayarak vermeliyiz.
Belediyelerimiz şahane, pırıl pırıl parklar yapıyor. Ama gelin görün ki insanlık dışı bir eylemle o oturma bankları kırılıyor, masalar kesici aletlerle isimler kazınıyor. Yerler, çimler olduğu gibi çekirdek kabuğu. İyi de orayı her gün temizleyen onu atanlardan daha düşük bir karakter değil ki. İşini yapıyor, o temizlik görevlisini abimiz, kardeşimiz, babamız, yavrumuz gibi düşünecek ve asla ama asla kirletmeyeceğiz.
Trafikte çok sık rastlanan bir durum da ışıkta beklerken yola atılan izmaritler, boşaltılan küllükler, atılan meyve kabukları. İnsan olan yola atar mı? Senin pisliğini temizlemek için çabalayan kardeşe de yazık, ona ödenen vergilerimizden paraya da yazık. Evimizde elimize ne geçiyorsa yere atıyor muyuz? Şehir de hepimizin ortak yaşama alanı, evimiz.
Avrupa başta olmak üzere gelişmiş, eğitimli toplumlarda bunlar asla görülmez. İstisna olsa en az bir izmarite 50 dolar ceza öder, kimliği, görevi ne olursa olsun öder. Oralarda dokunulmazlık diye bir durum asla yoktur.
Belediyelerin en önemli gideri temizlik olmasa, buraya harcanan büyük paralar kentin önemli bir ihtiyacına harcansa olmaz mı? Şehir içinde temizlik araçlarını, temizlik yapan kardeşleri ne kadar az görürsek, ne kadar az ihtiyaç olursa modern, yaşanabilir bir şehirdeyiz diyebiliriz.
Kırmızı ışıkta duran biri içecek şişesini ulu orta atmamalı, atamamalı. Kırılan şişeden araç lastiklerinden tutun oradan geçen canlıların ayaklarını kesmesine kadar pek çok zararı var. İnsan olan zaten atmaz. İyilikle, anlatarak yapamıyorsak mutlaka caydırıcı cezalarla temizlik bilincini vermeliyiz. Cuma hutbelerinde çöp atmanın kul hakkına girdiğini de hocalarımız sık sık belirtmeli.
Sözün özü, temizlik imanın yarısı ise bu Müslüman kentin temizlik anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekmez mi?
GÜNÜN SÖZÜ: Bu hayatta gülmemizi isteyen tek kişi fotoğrafçıydı, o da parasını istedi…













