Çocuksak ailemize, ana baba isek evlatlarımıza, büyüklerimize zaman zaman kızıyor, belki de kalplerini kırıyoruz. Hele hele aile bireylerinden birine kızmışsak lafımızı esirgemiyor, ağzımıza geleni söylüyoruz. Amirsek emrimizde çalışanları haşlıyor, onların da birey, insan, kul olduklarını görmezden geliyoruz. Yaşlı anamız, babamız varsa onlara daha beter kızanlarımız, azarlayanlarımız, ağlatanlarımız oluyor. Yaşlı olsun, genç olsun insanların kalbini kırmak, üzmek ve hatta ağlatmak sanki hoşumuza gidiyor. Ama dikkat edin, sinirlenmek ile öfkelenmek birbirinden farklıdır. Öfke genellikle gücün yeteceği kişilere karşıdır ve kibirdir de. Bizden büyüklere de kızmaya kalksak, bizden küçüklere de, asla unutmamalıyız ki kimsenin bizim gibi düşünmek, bizim gibi yaşamak ve bizim gibi olmak zorunluluğu yoktur.Büyüklerin yanında oturmayı, uzanmayı, sigara içmeyi ayıplayan, saygısızlık olarak niteleyen bir yapımız var.
Bu girişten sonra asıl konumuza gelelim. Dedik ya; çocuklarımızla aramızda kuşak farkı var. Şimdi bizlere Menderesi anlatsalar masal gibi gelir. Biz de gençlerimize 12 Eylül’ü anlatsak onlara masal gelir. Anlamak, empati yapmak tüm sorunları çözer.
Aile bireylerinin karşılıklı oturup göz teması kurdukları tek yer, yemek masasıdır. Kimsenin sözünü kesmeden sonuna kadar dinlemek gerekir. Kaçımız bu sabrı gösteriyoruz? Hangimiz, yaşı ne olursa olsun evladımızı karşımıza alıp, sözünü kesmeden, örnek göstermeden dinliyoruz? Bu çocuklar nasıl kendilerini ifade edecekler? Ne ergenliklerini, ne buluğ çağlarını biliyor, anlıyor ve ona göre hoş görüyoruz, ne de affedici oluyoruz. Lütfen başta anneniz, babanız, evlatlarınız olmak üzere onlara sevdiğinizi, onların değerli olduklarını söyleyin, hissettirin. Belki bir daha fırsat olmayacak.
Sövüp sayıp evden çıktık ya başımıza bir şey gelir geri gelemezsek, ya gelip de bulamazsak? Nasıl affettireceğiz, nasıl helallik alacağız? Yaşlı anne ve babalarımızı azarladık ya biraz sonra kaybedersek? Sonradan üzülmenin, ağlamanın hiç bir faydası yok. İçimize dert olacak eylem ve söylemlerden kaçınalım lütfen. Sevelim, sevilelim ama bunu söyleyelim, hissettirelim. Efendim; ben içimden severim… Dışından da sevsen ne olur? Güler yüzle kavuşup güler yüzle ayrılırsak inanın büyük olsun, küçük olsun bireysel mutluluk her türlü başarıyı getirecektir. Evlatlarımızın başına kakınç etmeyelim, onlar bize verilmiş emanettir. Kimse Allah’ımıza dilekçe vermedi, şundan olma, şundan doğma olmak isterim diye. Allah’ımız bizlere emanet verdi.
Yalandan atılan mesajlar ancak o şirketleri zengin eder. Seviyorsanız, sizin için değerli ise açın direk konuşun, samimiyetsiz mesajlardan kaçının. Neymiş ağaç istemiş de, orman vermiş de, dost istemiş seni vermiş de yalana bakın yav. LÜTFEN ERTELEMEYİN, ANANIZ, BABANIZ, EVLATLARINIZDAN BAŞLAYARAK SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN, HİSSETTİRİN. KİMİN NE KADAR YAŞAYACAĞINI ALLAH BİLİR. SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ. SARILIN, KUCAKLAYIN, SICAKLIĞINIZI HİSSETTİRİN, HER ŞEY SEVGİYLE BAŞLAR. BİTİŞİ DE SEVGİYLE OLSUN. ECELİN NE ZAMAN VE NEREDE GELECEĞİNİ KİMSE BİLMEZ, ERTELEMEYİN...
GÜNÜN SÖZÜ: Çam ağacı gibi ol, ne yaprakların sararmasına ne de dökülmesine izin ver başkaları için…













