Efendimiz cenazelerde yas tutmayı üç günle sınırlandırmış. Gerek gelenekler gerekse mantık cenazesi olan ailenin, bu üç günlük yas tutma sırasında yemek yapamayacağını bilerek, yakın komşuları olarak yemek götürülür. Aile bu günlerde televizyon açmaz, yasını, üzüntüsünü yaşar. Yakın akraba, komşular kısa süreli ziyaretlerle aileyi yalnız bırakmaz, üzüntülerini hafifletmeye çalışırlar. Hatta komşular bile televizyon, radyo açmaz(dı).
Her alanda, her şeyde olduğu gibi cenazelerde gösteriş alanına, desinler anlayışına döndü. Cenazesi olan kişi önce cenaze kalabalık mı sorusuna maruz kalıyor. Sanki ne kadar çok kişi olursa günahlarından arınacak gibi.
Cenaze diyelim musalla taşına geldi. Elbette zenginse çeşitli iletişim araçları, aracılar sayesinde geniş bir kitleye duyuru yapılır. Neyse, zenginse ve medyada da yer alacaksa hemen en ön sırada saf tutulup beklenir. Yakınlık olmasa da TV çeksin yeter. Protokole dahil zevat zaten yerine elemanlarını koyup vakit namazı kılmaz için geç gelip öne geçer ki herkes görsün. Namazdan sonra millet saf tutarken geç gelinir ki içeri girerken görmeyenler de görsün. Bu arada cenaze sahipleri bir yandan başsağlığı kabulü yapar, bir yandan da elemanlarına cenaze sonrası verilecek ikramların derdine düşer.
Cenaze toprağa verilirken zenginse hocanın biri bırakır, diğeri alır. Sanki o Kur'an ölüye fayda edecek gibi. Telkin verme bir gelenek olarak yer edinmiş, bir nevi ölüye kopya...
Eve gelinir ve okunan Kur'an eşliğinde kıymalı yemeye başlanır. Neymiş, ölünün canına değsin. Değer mi?
Zengin cenazelerinde çadır kurulur, sürekli çay servisi yapılır, yemekler yenir. Kıymalıyı ev sahibi verir. Hele perşembesinde erkenden gelir bol bol yemek yersiniz, zenginliğin yani ‘desinler’in son noktası olarak seccade verilir, Kur’an verilir. Hayatında hiç namaz kılmayan bile kapışır. Desinler böylece son bulur.
Olan var, olmayan var. Görüp de aynısını yapmak isteyen, kredi çekenler bile var. Yapmayalım, bari ölümde eşit olalım. Cenaze sahiplerine 3 gün komşuları yemek versin, bir de lüzumlu lüzumsuz, tanısın tanımasın misafir etmek zorunda kalmasın. Bırakalım herkes acısını yaşasın. Cana değmek diye bir şey yok. İkramlar kimsenin canına değmez. Kur'an’ımız ölüye değil, diriye indirilmiştir. Gösteriş, desinler, ölüyle övünme huyundan vazgeçmeliyiz. Cenazede kimler vardı, çadıra kimler geldi? İyi de bunlar merhumun günahları varsa hafifletmez ki.
Allah cümlemize hayırlı ömürler, hayırlı ve sıralı ölümler nasip etsin. Rabbimiz cümle geçmişlerimizin mekânlarının cennet eylesin ve cennetinde buluştursun…
GÜNÜN SÖZÜ: Yalnızlık hissi çevrende kimse kalmadığında değil, içinde kimse kalmadığında ortaya çıkıyor…













