Her yıl 28 Nisan’da kutlanan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, çoğu zaman takvimde sıradan bir gün gibi geçip gidiyor.
Oysa bu tarih, her sabah evinden çıkıp işine giden milyonlarca insanın sağ salim geri dönebilmesi için verilen mücadelenin simgesidir.
İş kazaları ve meslek hastalıkları, yalnızca istatistiklerden ibaret değildir.
Her rakamın ardında bir hayat, bir aile, yarım kalmış hayaller vardır.
Bir işçinin baret takması, bir ustanın koruyucu ekipman kullanması ya da bir işverenin gerekli önlemleri alması; basit bir kuraldan çok, hayata tutunmanın en temel şartıdır.
Ne yazık ki hâlâ “bana bir şey olmaz” anlayışıyla hareket edilen pek çok iş sahası bulunuyor.
Oysa güvenlik ihmale gelmez.
Küçük bir dikkatsizlik, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği, yalnızca yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur.
Bu konuda en büyük görev sadece işverenlere değil, çalışanlara da düşüyor.
Eğitimler ciddiye alınmalı, kurallar bir yük değil, bir koruma kalkanı olarak görülmelidir.
Çünkü iş güvenliği kültürü, birlikte oluşturulan bir bilinçtir.
Unutulmamalıdır ki en değerli kazanç, insan hayatıdır.
Daha fazla üretim, daha fazla kâr ya da daha hızlı iş; hiçbir zaman bir canın önüne geçmemelidir.
28 Nisan, bize bir kez daha hatırlatıyor:
Eve sağ salim dönmek, her çalışanın en doğal hakkıdır.













