Geçtiğimiz hafta katıldığı bir televizyon programında Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, deprem ile ilgili çok önemli uyarı ve açıklamalarda bulundu. Kısaca açıklamalara bakıp yorumumuzu yapalım.
Hiç kimseyi tedirgin etmek istemeyiz. Ancak bazı gerçekliği de mutlaka hem benim söylemem lazım hem de insanların gönlünün rahat olması lazım. Türkiye bulunduğu konum itibariyle Himalayalar’dan Alpler'e uzanan hatta en riskli 5 ülkeden biri. Son 100 yıl içinde 6 ve üzerindeki yıkıcı deprem sayısı tam 226. Senede neredeyse 2 veya 3 tane ya denizlerimizde ya ana karamızın üzerinde 6'nın üzerinde deprem oluyor. Her 1,5 senede bir yıkıcı deprem oluyor. Hepimiz bilelim ki, Türkiye deprem ülkesidir. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Deprem her tarafta her an olabilir. Sabah Ankara'daydım, Konya Kulu'da olan depremi hissettim. Halbuki Konya, Niğde, Kayseri o civar çok emin bir bölge olarak gözükür. O halde iken buralarda deprem üreten fayların olduğunu bilmemiz lazım. Türkiye resmen bir deprem ülkesidir. Ama birinci derecede ama ikinci derecede. Ama çok ama az deprem üretiyor. Böyle bir riskimiz var. Üç tane çok net riskli gördüğümüz yerler var.
Mesela Kahramanmaraş depreminde şu tür eleştiriler ve haksız eleştiriler oldu. Efendim geç kalındı, erkenden tedbir alınsaydı böyle olmazdı diye. 250 bin binanın yıkılacağını 1 ay öncesinden öngörseniz, 250 bin bina için 20 kişi hazırlayacaksanız 5 milyon insanı hazır edeceksiniz. Bir binada neredeyse 100 kişinin çalıştığı oldu. 25 milyon insanı Kahramanmaraş depreminde hazır etmeniz gerekiyordu. Her bina için 10 tane araç bulundurmanız gerekiyorsa 2,5 milyon araç bulundurmanız lazım. O kadar zor ki. Depremden önceki hazırlık çok daha kıymetli. Deprem olduktan sonra bu işlerin yapılabilirliği çok zor. Deprem olmadan önce depreme hazırlık için harcayacağınız miktar neyse deprem olduktan sonra harcayacağınız maliyet 7 misli. Genellikle bu binalar hangi döneme ait, niye yıkılmışlar, yüzde kaçı hangi sebeple yıkılmış diye baktığınızda büyük bölümün 2000 yılından önce yapılan binalar olduğunu rahat söyleyebiliriz.
Ülkemiz deprem bölgesinin tam olarak göbeğinde. Asırlarca depremlere maruz kalmış fakat teknoloji olmadığı için yaşanan depremlerin şiddetleri tam olarak bilinmiyor. Yerel yöneticilerin oy uğruna, müteahhitlerin para uğruna yaptıkları suiistimaller, bazı bürokratların da iştirakiyle zemin etüdü yapılmadan, eksik malzeme kullanılarak, kolonlar kesilerek nefsani duygular pek çok günahsız insana mezar oluyor. İnsanlardaki para hırsı, kazanma hırsı ne yazık ki felaketler getiriyor. Temeli sağlam olsa da sonradan çıkılan katlar, kesilen kolonlar, eksik malzeme, demirden çimentodan çalmalar derken yapılan binalar adeta tabutluk haline geliyor. Felaket gelmeden, yaşanmışlıklardan ders alarak gelecek nesillere örnek, sağlam konutlar, binalar yapılmalıdır. Japonya’yı örnek alalım. Orada kamudan çok vatandaşlar bilinçli, hırsızlara göz yummuyorlar. Ev alırken depreme dayanıklılık belgesi istiyorlar. Biz de ise ne yazık ki bir şey olmaz, Allah büyük diyip ucuzunu arıyoruz. Felaket kaçınılmaz.
Mehmet Özhaseki Bakan’a kulak verelim…
GÜNÜN SÖZÜ: Geleceğin umutlarını geçmişin pişmanlıklarının gölgesinde soldurma, kimse sana kaybolan yıllarını geri vermez…













