Nakil 2 farklı donörden yapılabiliyor. Bunlardan ilki donör (sağlıklı bir insanın tek böbreğini ya da karaciğerinin bir parçasını bağışlaması gibi), diğeri ise beyin ölümü gerçekleştikten sonra kadavradan çıkarılan işe yarar durumdaki organın nakil için kullanılması. Türkiye’de ilk grup bağışçı öne çıkarken (genellikle hastanın ailesinden birileri) öldükten sonra organ bağışlayanların sayısı yetersiz kalıyor. 1 kişinin bağışlayacağı organlarla tam 8 kişiye can verilebiliyor
* Türkiye’de 25 binden fazla hasta, organ nakli olabilmek için sıra bekliyor. 2 bin 106 kişi karaciğer, 21 bin 576 kişi böbrek, 922 kişi kalp, 63 kişi akciğer bekliyor.
* Gerçekleştirilebilen organ nakli sayısıysa senede 4500’le sınırlı kalıyor. Bu nakillerin yaklaşık yüzde 90’ı canlı verici, yüzde 10’u ise kadavra vericiden.
* 2016 yılında beyin ölümü gerçekleşmiş 1998 kişinin ailesiyle görüşen organ nakli koordinatörleri bu kişilerden yalnızca 583’ünü organ bağışına ikna edebildi.
* Senede en az 2000 hasta bekleme listelerinde hayatını kaybediyor.
* Organ nakli bekleme listelerinde hastaların büyük çoğunluğu böbrek nakli için bekliyor. Kronik böbrek yetmezliği rakamlarının yüksek olduğu ülkemizde bu durumun sorumlusu olarak yüksek tansiyon ve diyabet hastalıklarının yaygınlığının altı çiziliyor.
18 yaşını aşmış, akıl sağlığı yerinde olan herkes organ bağışında bulunabiliyor. Bağış yapılabilecek yerler; tüm devlet hastaneleri, özel hastaneler, sağlık ocakları, sağlık müdürlükleri. Bağışçı bir form doldurduğunda ona organ bağış kartı veriliyor. Yapılan organ bağışları o hastanenin yetkili kişisi tarafından internet üzerinden Sağlık Bakanlığı’nın Organ ve Doku Bağışı Listesi’ne ekleniyor.
Bakanlık yetkilileri dışında kimse bu bilgileri görmeye yetkili değil. Kartın üzerinde bulunan bilgiler de organ alımı için yeterli değil. Mevcut kanunlar çerçevesinde, kişi daha önce organlarını bağışlasa da öldüğünde ailesine soruluyor. Aile onay verirse organları alınıyor. Aksi halde nakil gerçekleşmiyor. Organ bağışı bilincinin daha fazla kişiye yaygınlaşması önem taşıyor.
Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, organ veya dokusu alınan kişinin, ölmüş olması, organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında buna izin vermiş olması veya hayatta iken yakınlarının rızasının sağlanması, alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir ücret alınmaması, tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olmasının gerektiğine dair fetva verdi. Görüldüğü gibi organ bağışlama dinimizce de uygun görülen, hayat kurtaran son derece önemli bir işlem. Elbette Diyanet İşleri Başkanlığı verdiği fetvada bazı şartların bulunması gerektiğine vurgu yapıyor. Ölüm halinde nakil yapılacaksa süre çok önemli. Bunu aşmanın yolu organını bağışlayacak kişinin bunu yakınlarına söylemesi gibi yazılı olarak da bırakması. Şayet yakınlarına söylememiş ise vefat halinde yakınları karşı çıkabiliyor.
Organ bağışında bulunmak için öncelikle empati yapmalı, organ bekleyenlerin yerine kendimizi, çocuklarımızı, sevdiklerimizi koymalıyız. Bu konuda eğiticilerimize, din görevlilerine de büyük iş düşüyor kanısındayız. Misal şehrimizde Müftümüz toplu olarak din görevlilerine organ bağışı açıklaması ve kartı verdirebilir ki dini açıdan tereddüt edenler ikna olsunlar. Bu toplumsal bir görevdir ve yöneticiler, kanaat önderleri örnek olmalıdır.
GÜNÜN SÖZÜ: İnsan öldükten sonra ne kadar çabuk unutulduğunu bilse, kimseye kendini beğendirmek için çabalamazdı…













