Son aylarda ülkemiz son yılların en ağır ekonomik durumunu yaşıyor. Dolar ve Euro’daki artış, değer artışı, ya da paramızın değer kaybı. Adına ne derseniz deyin ciddi bir ekonomik durum.
Yabancı paralardaki değer artışındaki bu büyük yükselmeyi, ister yabancıların oyunu diyelim, ister üretimde sıkıntı diye yorumlayalım, hatta pandemi döneminde devlet pek çok şeyi sübvanse etti o nedenle şimdi böyle olduk desek de sonuç aynı noktaya çıkar.
Yabancı paranın bu kadar yüksek artışının derhal iç piyasaya yansıması en çok analiz yapılması, incelenmesi gereken husus olmalı. Bakınız yağlar, un, şeker gibi pek çok temel gıda maddeleri inanılmaz derecede fiyat artışı yaptı. Bazı marketler tane ile satarken, bazılarında yok. Peki, bu maddeler yeni mi üretildi? Elbette geçen yılın mahsulü. Yani yağlar, un, şeker vs Dolar’daki artıştan çok önce üretilip depolandı. Öyleyse bu fiyat artışlarının neden nedir? Ne oldu da tuvalet kâğıdı bile 2’ye katlandı?
Gıda maddeleri böyle de kiralar farklı mı? Ne oldu da kira artışları isteniyor?
Bu anormal durum karşısında sağduyulu olmak, hoş görülü olmak ve anlayışlı olmak gerekmez mi?
Bir bakan çıkıyor, ‘asgari ücreti açıklayınca bayram olacak’ diyor. Asgari ücretle çalışan 7 milyon kişi var. Asgari ücrette olası zammın işverene getireceği yük ne olacak? Büyük kuruluşları saymıyoruz, zaten pek çoğu sendikalı ve asgari ücretin üzerinde maaş veriyor. Küçük ve orta işletmeler ne yapacak? Diyelim 10 kişi çalıştıran bir işletme, asgari ücret 4 bin TL, işletmeye maliyeti 6-6.5 bin TL. Her işletme bu artışı kaldırabilir mi? Kaldıramayan işçi çıkaracak, enflasyon artacak. Peki, asgari ücret artmamalı mı? Elbette artmalı, ama öncelik piyasanın kontrolü. Sabah işe gelen keyfi zam yapmamalı. Raflara dizili mallara her gün zam konur mu? Bebek maması bile tane ile satılır mı? Önce piyasa kontrol edilecek, stokçulukla ilgili yasa Meclis’te yeni görüşülüyor, iyi mi? Piyasanın ateşi söndükten, keyfi zamların önüne geçildikten sonra, asgari ücrete işverenin de ödeyebileceği zam yapılmalıdır.
Şehrimiz sanayi kenti olarak anılıyor, çok da başarılı. Ama bu topraklar tarıma çok elverişli. Herhangi bir savaş, sıkıntı, vs halinde sanayi malları yenemez. O halde sanayiye verilen önem, değer, yatırımın aynısını tarıma, hayvancılığa vermeli, teşvik etmeliyiz. Kıtlık olsa masa yenmez, kanepe yenmez…
Bu günler de geçer elbette, kimsenin ettiği yanına kalmaz. Stokçuluk yapanlar inanın bu kârları yiyemezler, yiyemesinler. İnsan olmanın en önemli özelliklerinden biri de vicdanlı olmaktır. Vicdan beraberinde ahlâkı, Allah korkusunu, ahiret hayatını da getirir.
Vicdan varsa o insanda ahlâk, merhamet ve Allah sevgisi de vardır. Fırsatçılara, vicdansızlara Rabbimiz muhtaç etmesin…













