Pazartesi yazmaya çalıştığımız yazımızda öğretmenler gününü işlemiştik. Çevrenize baktığınızda ilgili ailelerin okuldan ziyade başarılı buldukları, çocuklarının daha iyi eğitim alacağına inandıkları öğretmen arayışını görürüz. Kimi aileler ilgilenmedikleri çocukları için ilgili öğretmen ararlar. Öğretmenler eğitim ve öğretim hayatımızın en önemli parçasıdır. Devletler, kalkınmış devletler en önemli ve öncelikli yatırımlarını öğretmenlere ve dolayısıyla eğitime verirler.
Ekonomik açıdan kalkınan ülkeler incelendiğinde en saygın, en itibarlı, en iyi maaşı alan iş gruplarından birinin öğretmenlik olduğunu görürüz. Avrupa ülkelerinde öğretmenlik itibarlı ve yüksek maaşlı, elbette böyle de olmalı. Ama Avrupa ülkelerinde eğitimin başarısını ölçen de bir sistem var.
Örnek olarak Almanya’yı alalım. Çocuklar için imkânlar gerçekten çok çeşitli ama asıl olan çocuğun gayreti. Çocuk için hayat, ne veli tarafından ne de öğretmenlerce kolaylaştırılmıyor. Şımartılmadan sevilmiş, yardım edilmeden desteklenmiş çocuklar ülkesi diyorlar Almanya’ya. Akıllı tahtasız sınıflarda genelde geleneksel öğretim yöntemleriyle eğitim alıyorlar. Okullarda birçok atölye mevcut. Kurallar katı, fırsatlar herkes için eşit, özel okul neredeyse yok. Derse katılım dışında en ufak bir gürültünün yasak olduğunu da belirtmek istiyoruz. Her sınıfın dışında bir ceza masası bulunuyor ve ders düzenini bozanlar oraya gönderiliyor. Öğrenciler ders sonunda okulda kalma cezası da alabiliyor. Aslında birçok gelişmiş ülke, yaygın olarak cezayı eğitimde kullanıyor. Anasınıfına gönderilen çocuk, yapamaz dediğimiz pek çok şeye teşvik ediliyor, zamanının çoğunu açık havada çamur ve toprak içinde geçiriyor. Ne çocuk yetiştirme tarzımız, ne çocuğa bakış açımız benzer. Gerçekten de Alman tarzı bir ekol ve bize çok yabancı. Bolca doğada vakit geçirip, şehir dışı, yurt dışı gezilerine çıkıyorlar. Teorik bilgiden çok çocukları hayata hazırlıyorlar. Birçok çocuk yüzmeyi 1. sınıfta okulun götürdüğü yüzme derslerinde öğreniyor. Bir başka örnek Japonya. Bu ülkede çocuklar 10 yaşına gelene kadar sınav nedir bilmiyorlar. Daha çok hayata hazırlama, görgü, saygı gibi insani duyguların gelişimi eğitimleri veriliyor. Bireylerin eğitim haklarından yararlanabilmesi anayasal güvence altına alınarak eğitimin her kademesinde, öğrencisinden öğretmenine ve yöneticisine kadar çok etkili bir rekabet ortamı yaratılmıştır. Çocukları ahlaklı ve erdemli bireyler olarak yetiştirmek, onlara bilgi ve beceri kazandırmaktan daha önemlidir. Yaparak öğrenme, sistemin temel ilkesidir ve öğrenme, sadece öğretmenlere bırakılamayacak kadar önemlidir.
İlkokullarda, okulun temizlik hizmetlerini yapmak için ayrıca bir personel yoktur, bu hizmetler öğretmenler ve öğrenciler tarafından birlikte yapılır. Amaç; çocuklara sorumluluk duygusu ve beceri kazandırmaktır. Ayrıca okulun temizliğini sağlamak amacıyla okula ayakkabı ile girilmesi yasaktır. İşte Japon sistemi.
Yazımızı bir yaşanmış öykü ile bitirelim. Yeni emekli olmuş Ahmet Bey, bir gün parkta yaşlı birini görür ve hemen tanır. O öğretmeni Ömer Bey’dir. Gider elini öper ve öğretmene kendini tanıtır. Elbette yaşı bir hayli ilerleyen öğretmeni hatırlayamaz. Ahmet Bey de hayatta başarılı olmasını sağlayan kişi olduğunu belirtip, öğretmene bir olayı hatırlatır. Sınıfta bir arkadaşının değerli bir eşyası kaybolmuştur. Ömer öğretmen tüm öğrencilerine ellerini kaldırmalarını ve gözlerini asla açmamalarını söyler. Sonra öğretmen Ahmet’in cebine sakladığı eşyayı alıp masaya koyar ve gözler açılır. Bu olayı anlatan Ahmet, öğretmenin kendisini açık etmeyerek en büyük ödülü verdiğini, küçük düşmediğini, arkadaşlarının yanında hırsız yaftası almadığını, bunun da ömrü boyunca kulağına küpe olduğunu, başarı getirdiğini belirtip minnet duyduğunu söyler. Görevini hakkıyla yapan, oyun hamuru gibi ele verilen yavruları eğitmeye, hayata hazırlamaya çabalayan, en saygın ve en yüksek ücreti almaları gereken öğretmenlerin ellerinden öpmeliyiz...
GÜNÜN SÖZÜ:
Sevdiklerinizi incitmeyin, bir gün incitmek için bile bulamayabilirsiniz…













