Yaşanan felaket içimizi yaktı, yıllarca da yakacak. Yakınlarımızı yitirdik, canlar gitti, ateş düştüğü yeri yakar. Bu felaket karşısında bir iki istisna dışında tek yürek olduk. O istisnalar ise bu durumda dahi iktidarı, askeri, polisi, AFAD’ı, kurtarma ekibi kahramanları, itfaiyecileri ve her daim fedakâr sağlık çalışanlarını rencide edecek açıklamalar yapanlar.
Korona döneminde Adana Belediye Başkanı yanına Genel Başkanı alıp ‘Sahra Hastanesi kurduk’ diye, fuar merkezinin boş salonunu göstermişti. Hani o Sahra Hastanesi ey Adana Belediye Başkanı?
Dünya genelinde yardımlar çığ gibi geldi ve gelmeye de devam ediyor. Tayvan... Kurtarma ekibi ve 2 milyon dolar yolladı, yetmedi Cumhurbaşkanı ve Başbakan birer maaşlarını bağışladılar.
Deprem sonrası siyasi rant uğruna pervasızca açıklamalar yapan, keşke bu felaket anında ‘hazine yardımından bir bölümünü aktarıyoruz, milletvekilleri birer maaşlarımızı veriyoruz’ deseydi. Hazine yardımı zaten vergilerden kesilen milletin parası, cepten çıkmıyor.
Gelelim deprem durumuna! Ülkemiz kelimenin tam anlamıyla deprem kuşağı ile sarmalanmış. 485 aktif fayın olduğu 81 ilin 68’inden bir şekilde aktif fay geçen bir coğrafyada yaşıyoruz. Depremlerin meydana geldiği bu bölgede öyle, üç ilimizin arasından fay geçiyor. Bu durumda yapılması gereken de belli. Depreme dayanıklı binalar yapmak. Bu konuda gerekli yönetmelik, deprem şartnameleri de mevcut. Buna uygun projeleri üretecek, mühendislik potansiyeli de. Bunlara rağmen kahreden manzarada ortada.
Ülkemizde bir deprem olduğunda ilk akla Japonya geliyor. ‘Orası da deprem bölgesi ama neden ölen az’ deniyor. Şunu vurgulayalım, Japonya da depremler karadan uzak alanlarda meydana geliyor. İzmir Sisam depremi karadan 80 kilometre uzakta olmuştu ve 17 bina hasar gördü. Uzmanlar 40 km uzaklıkta olsaydı aynı felaket yaşanırdı diyorlar. Japonya da Tohuku depreminde 20 bin dolayında insan öldü. Bu deprem okyanusta değil, şehrin ortasında gerçekleşti. Yani Japonya da neden can kaybı yok demek doğru değil.
Elbette Japonlarla bizim bir farkımız var. Japonya’nın bina şartnamesi, zemin etüdü de çok ağırdır ama en önemli farkı Japon toplumunun deprem bilinci çok yüksektir. Ev alırken bunlara mutlaka riayet ederler ve kontrol yani denetim çok sıktır. Dolayısıyla, inşaatlardaki yapı şartnamesinin düzgün olması yeterli değil, aynı zamanda insanlar depreme dayanıklı yapı yapılmasını isterler. Bizdeki gibi şartnameden kaçayım, kendime uydurayım, kolonu keseyim gibi yanlış davranışlardan kaçınırlar. O nedenle Japonya ile kıyaslarken sadece yapıları değil, toplumun afet bilincini de kıyaslamamız gerekiyor. Japonya’nın neredeyse yüzde yüzü okuryazar ve depremden çok canları yandığı için bu konuyu hem araştırmaya, hem uygulamaya aşırı özen gösterirler. Kısacası, depreme karşı önlem konusunda Japonya’da olduğu gibi bizde de planlar, yönetmelikler mevcut ama bu kahreden manzara nedeniyle herkes adına sorgulanması gereken noktalar olduğu da açık.
81 ilimizin 68’inden fay hattı geçiyorsa ki geçiyor, toplum bilinçlenmeli. Allah korkusunu ön planda tutan, kısa gün karı demiyerek yönetmeliklere aykırı binalar yapmayan, kamunun çok hassas bir şekilde denetlediği binalar yapılması mutlaka sağlanmalıdır. Atılan her imzadan, verilen her onaydan imza sahibi, onay sahibi sorumlu olmalı, suistimal halinde ertelenmeyen, açıklaması geri bırakılmayan, zaman aşımına uğratılmayan cezalar mutlaka verilmeli ve uygulanmalıdır. Devletimiz güçlüdür, bunu vatandaşlarımızın dayanışması, sağduyulu yönetim göstermiştir. Bize düşen, Müslüman toplumuna yakışan felaket sonrası başarı değil, felaket önlemedeki başarımız olmalıdır. Canlar yitirilmeden, içimiz yanmadan...
GÜNÜN SÖZÜ:
İnsan toprak alma derdinde, toprak insan alma derdinde. Ne toprağın, ne de insanın gözü doymuyor...













