Ayakkabı, insanlık tarihinde M.Ö. 8 binli yıllarda yer aldığı bulunan fosillerden tespit edilmiş. Kabuklardan yapıldığı ve o yıllardan beri de şekil değiştirerek kullanılıyor. Biliyorsunuz MİT tırlarının durdurulup güya ülkemiz zor durumda bırakılmak istendiğinde bu belge ve video basına da servis edilmiş, servis eden şahsın vekilliği düşürülüp hapis cezası almıştı. Ana Muhalefet Genel Başkanı da protesto amaçlı Ankara'dan İstanbul'a kadar yürümüştü. O yürüyüşte kullandığı ayakkabı kimin ne işine yarayacaksa müzeye kaldırılmıştı.
Aynı yürüyüşü İstanbul Belediye Başkanı için bekleyenler boşa beklenti içine gidiler.
Ayakkabı işine gelince, CHP’li İstanbul Maltepe Belediye Başkanı tüm CHP milletvekillerine ve parti yöneticilerine tanesi 1.500 liradan ayakkabı hediye etmiş. Kimin parasıyla? Ayakkabı konusuna girmişken Osmanlı döneminde de ayakkabıya büyük önem verilmiş, statü konusu bile yapılmış. Kısaca özetleyelim.
Osmanlı Devleti'nde ilmiye mensuplarının mavi renkli ayakkabı ve çizme giymeleri yolundaki resmî uygulama ilim adamlarına verilen yüksek değerin geleneksel ve harika bir sembolüdür.
Osmanlı toplum düzeninde ilme verilen kıymetin bir ifadesi olarak şeyhülislâm, kazasker ve kadı gibi ilim adamlarının çizmeleri ve ayakkabıları gökyüzünün rengi olan ‘mavi’ renkli yapılarak, -ilmin değerini temsilen- gökyüzünün adeta ayakları altında olduğu kabul ve ilan edilmiş olunmaktadır.
Yeşil renge gelince; İran hükümdarının eyaletlerindeki gibi yeşil pabuç giyme özgürlüğüne sahip değildir. Müslümanların, peygamberleri kullandığı için sevgiyle kutsallaştırdıkları bu rengi, Türkiye’de oturan bir Hristiyanın ayağında taşıması suçtur... Bu konuda İran Şahı büyük Abbas’ın, padişahın elçisine verdiği nükte dolu cevabı anlatmadan geçmeyelim. Osmanlı Devleti’ni temsil eden elçi, İran’da Türkler gibi Hıristiyanların da yeşil ayakkabı ve çorap giydiklerini izledi ve hükümdarı adına şah Abbas’tan bu uygulamayı yasaklamasını istedi. Yeşil, peygambere özgü bir renkti; ayak altında çiğneyerek, çamurla kirleterek küçük düşürülmemeli, bu renk çorap bile giyilmemeliydi. Osmanlı yeniçeri ocağında ise yayalar sarı çizme, bölük başları kırmızı çizme, küçük zabitler siyah çizme giymişlerdir. O dönemde, gayrimüslimlerin sarı renk ayakkabı giymesi ise nizamnamelere aykırı olup, sadece siyah ve kırmızı giyebiliyorlardı. Bu uygulama 1839'da çıkarılan Tanzimat Fermanı ile kaldırılmıştır.
Görüldüğü gibi ayakkabı her zaman, her dönem önem arz etmiş. Günümüzde de ayakkabı çeşitlerine bakınca kimi 10 bin dolarlık ayakkabı giyerken kimi de lastik ayakkabılar giyiyor. Ayakkabının statü belirleyici olmaması, en rahat, en sağlıklı ayakkabı giyilmesi elbette arzu edilen, önerilen bir durum. Günümüzde alan var, alamayan var, özellikle hanımların ve gençlerin özendirilmemesi gerektiğini, ailelerin ve toplumun genel ekonomik ve kültürel durumlarının asla göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Yazımızın konusuna dönelim, kim kime ne isterse hediye edebilir, pahalı, ucuz buna kimse karışamaz. Ammaa bu hediyeleri kendi cebinden karşılarsa. Kamunun cebinden yapılan hediye değildir, asla helal değildir. Bunu herkes bilmeli ve uygulamalıdır. Kimse kimseye cebinden karşılamadıkça asla hediye vermemeli, verememelidir. Örnek aldığımız, girmeye çalıştığımız Avrupa ülkelerini bu konuda neden ölçü almıyoruz? ABD’de alınabilecek hediye 50 doları geçemiyor. Elbette o ülkelerde vergi kaçırmak hem yüz kızartıcı hem de ağır cezalar gerektiriyor. Ya bizde...
GÜNÜN SÖZÜ:
Sevdiğinde kusur değil huzur ara…













