Tarihimizden gelen şecaatimiz, inancımızdan gelen serdengeçtiliğimiz, kıtalara nam salmış adalet ve esenliği ile özdeşleşmiş kadim medeniyetimizin temsil ettiği ecdadımıza ve ülkemize karşı mertçe mücadele edemeyen kahpeler kalleşçe saldırılara devam ediyor.
Dünün tüm kılıç artıkları toplanıp Haçlı Seferleri ile saldırmışlardı. Bugün ise gelişen ve değişen teknolojinin tüm unsurlarını kullanarak saldırılarına aralıksız devam ediyor.
Bir çok emperyalist devlet bir araya gelmiş, mazlum ve mağdur coğrafyanın umudu olan bu medeniyetin yok edilmesi için, kutsal değerlerimizin yok edilmesine yönelik operasyonlara izin veriyor, sessiz kalıyorlar.
Yaptıkları kahpece ve kalleşçe saldırılar neticesinde adaletin ve esenliğin sembolü olan müslümanların imajına önemli zararlar vererek İslamofobi oluşturdular.
*
Birçok ülkede komşular bir yere gideceği zaman evinin anahtarını teslim edeceği komşular arasında Müslüman olan kişilere gönül rahatlığıyla anahtarı bırakıp “Bu insanlar güvenilir onlardan zarar gelmez” rahatlığı içindeydiler.
Bu konuda bir çok örnek verebiliriz, fakat konumuz bu değil.
Zaten inanmış bir insanın bulunduğu ortamda güven duygusunda şüphe olmayacağını herkes bilir. Tabii sözde değil özde inanmışları kastediyorum.
Fakat şu anda tüm dünyada eşi benzeri görülmemiş bir İslamofobi saldırısıyla karşı karşıyayız.
Hiçbir terör eyleminin olmadığı Yeni Zelanda’da bir cuma günü cami basarak Müslümanları şehit edenlerin kimler tarafından bu hale getirildiği ve nasıl bu eylemin yeşertildiği sosyolojinin ötesinde tarihsel bir vakadır.
Avrupa’da müslümanların en çok barındığı laik bir ülke olmasına rağmen Fransa'da, hıristiyanların artık kullanmadığı kiliseleri önce o bölgedeki Müslüman cemaate teklif eden yerel yönetimler nasıl oldu da artık bizde bile kaldırılan başörtüsü yasağını uygulamaya koydu?
Müslümanlara karşı bakış açısı insanlarda nasıl değişti?
*
Dün Haçlı Seferleri ile saldırdıkları inananlara bugün postmodern tekniklerle saldırıyorlar.
Her türlü kitle iletişim araçları, subliminal mesajlar, örtülü ve açık propaganda ve kasıtlı eylemlerle ne yazık ki mesafe de aldılar.
Artık yeter!
Her geçen gün artarak bu alçak saldırılarına devam ediyorlar. Bunlar bireysel eylem olmaktan çıkıp tamamen devletlerin güdümünde yapılmaya devam ediyor, İsveç’te olduğu gibi.
Buna nasıl cüret edebiliyorlar?
Müslümanlar bu hale neden geldi?
Yapılan gösterilerden zerre kadar etkilenmeyen o devletle-re karşı ”birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için“ inancıyla birlikte olabilmeyi başarabilirsek sorunu kökten halletmiş olacağız.
İşte bu nedenle bazı ibadetlerimizin sosyal boyutu ön plana çıkar: Hac gibi.
Hac ibadetinin inananlara kazandırmak istediği en temel duyguyu kesinlikle göz ardı etmeyelim. Dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar her türlü dünyevi beklentilerden uzaklaşarak kefene benzeyen elbiseleri ile omuz omuza tek bir ses olarak yeryüzüne karşı tek vücut olmanın en büyük destanını yazarlar.
Düşmana boyun eğmek yok!
Kutsal kitabımızda, Uhud savaşındaki yenilgi ve bu yenilgiden çıkarılması gereken dersleri Yüce Yaradanımız açıkça beyan buyurmuştur:
“... şunu bilin ki Allah; geri adım atanları değil, emrine itaat ederek düşman karşısında sabır ve metanet gösterenleri cennetle mükafatlandıracaktır. O peygamberlere iman eden müminler cihadda zor duruma düştüklerinde veya peygamberi düşman tarafından şehit edildiğinde harp meydanını terk etmez aksine “bir eksiğimiz kusurumuz veya günahımız var ki düşman bize galip geliyor” diye düşünür ve metanet ihsan etmesi için Allah’a şöyle dua ve niyazda bulunurlar “Ey Rabbimiz bize yardım et, düştüğümüz bu zor duruma sebep olan günahlarımızı, kusurlarımızı bağışla, düşmana karşı bize güç ver! Senin birliğini ve peygamberini inkar eden bu kâfirlere karşı bize yardım et. Bizi onlara karşı muzaffer eyle.” Âl-i İmran 146 -147
Yüce kitabımızın bulunduğu ortamda onun manevi şahsiyetine gösterilen saygı inananların yüz akıdır. O’na gösterilen saygı Yüce Yaradan’a saygıdır.
Yol olmasın
Herkes istediğine inanır elbette. İnanmasada kimse başkasının kutsalına hakaret edemez. Buna cüret edemez.
Kutsal kitabımıza el uzatmaya cesaret eden kuklaların ve kuklacıların hesabı sorulmalıdır.
Yüce kitabımızı yakmaya çalışanlar bu dünyada cehennem ateşi ile tanışmalıdır.
Hem kendileri, hem de onları koruyan devletler kesinlikle bedel ödemelidir bedel.
Yapanın yanına kar kalamaz.
Anladığı dilden anlayacağı şekilde dersini verip ezber ettireceksin.
Yoksa yol olur yol. Ne yazık ki çoktan yola çıktı bile.
Son söz Milli Şairimizden:
“Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”
SÖZÜN ÖZÜ
İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanmaya başlarsın













