Seçimlere doğru son hızla gidilirken siyasi partiler milletvekili adaylarını belirlemek için yoğun bir çalışma yürütüyor. Adayların sonuca etkisinin yüksek olmasıyla bu seçim diğerlerinden farklı duruyor.
Aynı anda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Cumhur İttifakı çok önceden adayını belirleyip ilan etmişti.
Altılı masanın ise henüz üstünde bir şey yok, altından da kim çıkacak göreceğiz.
Bir yıldır yürütülen çalışmalar, yapılan toplantılar görüntü olarak parlementer sistemdeki açmazları andırıyor.
Altılı masanın parlementer sisteme dönme arzusunun nedenlerini bu süreçte yaptıklarıyla daha net anlıyoruz.
Temsilde adaletin olmadığı, iki milletvekili ile hükümetleri yıkıp pazarlıklar yapıldığı, halkın büyük bölümünün oyunu alsa da yürütme erkinde icraat yapamadığı, oyları küçük ama egoları büyük kişilerin kaprislerine boyun eğildiği bir sistemdi bu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlık seçiminin aylarca sürdüğü, nafile turların komediye dönüştüğü, oy PUSULALARINA sanatçı isimlerinin yazıldığı, yüce meclisin tiyatro sahnesine dönderilmek istendiği garabet bir sistemde bu.
Kişisel taleplerini yerine getirmediği için bakanlar hakkında gensoru verilince onu desteklemeyip düşüren ve diğer bakanlara da gözdağı verenlerin at oynattığı bir sistemdi bu.
Az oy çok ego
Altılı masanın altında kim var merak ediyorum ama üstünde bir şey olmadığı bir yıldır süren ve gittikçe karmaşık hale gelen bir yapıyla gözükmüş oldu.
Çalışma sistemleri parlementer sisteme benziyor, belki bu yüzden o sisteme özlem duyuyorlar.
Aday belirleyemediler, adayın yetkilerini ise kendilerine göre yorumlayıp yeniden bir yetki dağıtımı yapmaya çalışıyorlar.
Kararlarda küçük büyük parti ayrımı yok herkes aynı yetkiye sahip diyen altılı masa ortakları var.
Aynı parlementer sistemdeki oyları çok küçük ama egoları çok büyük isimler var.
Bu nasıl demokrasi, bu nasıl temsilde adalet.
Adama aldığın oy kadar konuş derler.
Buna %25’ler civarında oyu olan bir parti neden katlanır.
Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda o partilerin desteğini almak için olduğu açık. Aynı parlementer sistemde olduğu gibi onlardan fazla çoğunluğu var ama küçük azınlığa mahkûm oluyor.
Bir oy için bir bakanlık verildi bu ülkede milletvekillerine.
Temsilde adaletin sağlanması şöyle dursun, iktidar olabilmek için halkın hür iradesi hiçe sayıldı bu ülkede.
Bunun adı çok özlem duydukları parlementer sistemdi.
İşte asıl diktatörlük bu.
Halkın iradesinin hiçe sayıldığı çok küçük bir azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği asıl diktatörlük bu.
UÇAĞIN BİR LASTİĞİ PATLADI,
YANLIŞ ALGI DAHA ÇOK PATLADI
Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Kayseri’ye iniş yapan bir uçağın tekeri patlamıştı.
Sonuçta herhangi bir kaza kırım olmadan uçak aprona yanaşmış ve normal olarak yolcularını tahliye etmişti.
Sivil havacılık tarihinde kazaların risk faktörlerinin sıralandığı cetvelde, teker patlaması en alt sıralarda yer alır. Değil bir teker tüm tekerleri de patlasa uçak gövdesi üzerine de inebilir.
Uçak tekerleri nadiren patlar. Özellikle çok yüksek basınçlara dayanıklı bir yapıyla üretildiği için bu tür olaylara sık rastlanmaz.
Uçak lastikleri inişlerinde sürtünmenin etkisiyle pistlere kauçuk malzeme bırakır. Bu nedenle incelen lastiklere bir süre sonra kaplama yapılabilir ancak 200 iniş ve kalkıştan sonra lastikler tamamen yenilenir.
Normal kullanım şartlarını dolduran lastiklerin değişmemesi sonucu incelen lastikler risk oluşturur. Bir başka konu var ki bu çok önemlidir. Kayseri’de yaşanan olayda bu konuyla ilgilidir.
Uçak inişlerinde pistin ıslak olması ve frenleme mesafesi çok önemlidir. Kule, pilota pistin ıslaklık durumunu ve derecesini yaklaşma sırasında sürekli bildirir.
Pistin ıslak olduğu veya yağışlı durumlarda pilotlar, piste tekerlek koyarken normalden daha sert inerler. Bunun çok önemli bir sebebi vardır.
Uçak tekerleri piste yaklaştığı sırada pist üzerinde biriken sular teker ve pist arasında hava yastığı oluşturarak kayma ve frenleme problemine neden olurlar.
Bu nedenledirki bu gibi hava şartlarında pilotlar tekerleri piste daha sert vurarak bu engeli aşarlar. İşte böyle durumlarda uçağın tekerleri yere vururken tek tarafa yüklenen aşırı ve ani basınç bu sonuca yol açar.
Teker patlamasına neden olan konulardan birisi de iniş anında uçağın normalden çok daha fazla süratle inmesidir.
Dolayısıyla “büyük felaketten dönüldü” “faciaya ramak kaldı” “çok büyük tehlike atlattı” gibi ifade ve yorumlar gerçeklikle örtüşmüyor.
Uçak kazaları en çok kalkış ve inişte olur
Bu durum sivil havacılık otoritelerinin sürekli söylediği bir olayı doğruluyor sadece: Uçak kazaları en çok kalkış ve inişte olur. Normal uçuşlarda otomatik pilot ağırlıklı olarak devrededir. Özellikle inişlerde yaklaşma moduna girdikten itibaren tamamıyla insan unsuru devreye girer.
Uçak inişden sonra taksi yapıp aprona gidene kadar bir çok anons duyulur: “Uçak park pozisyonu alana kadar yerlerinizden kalkmayınız, kemerleri bağlı tuttunuz, koltuklarınızdan ayrılmayınız”
Aprona park ettikten sonra bile motor yangınından başlayan alevlerin çok kısa süre içerisinde bir uçağı harabeye çevirdiği kırım raporlarında mevcuttur.
***
Son söz: “Sivil havacılıkta kurallar kanla yazılmıştır. O nedenle bütün kurallara kesinlikle uyulmalıdır.”
SÖZÜN ÖZÜ
“Cehennem de olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz,
bu yol ki hak yoludur dönmek bilmez yürürüz”
MEHMET AKİF ERSOY













