Hesabını senin vereceğin malları miras bırakırken düşün:
Hesabını sen vereceksin sefasını başkası sürecek.
Cüneyt Arkın’ın mirası da mahkemelik oldu.
Cüneyt Arkın yani gerçek adıyla Fahrettin Cüreklibatır. Türk sinemasının unutulmaz efsanelerinden biri. Esas mesleği hekimlik. Çok kısa süreli mesleğini icra ettikten sonra Yeşilçam tarafından keşfedilir ve sinemaya adım atar. Sonrasını herkes biliyor.
En çok sinema filmi çeken aktörlerden birisi, ağırlıklı olarak tarihi dönem filmlerinde kahramanları canlandırır, yeteneklidir, hiçbir sahnede dublör kullanmaz, Tarkan, Kara Murat Malkoçoğlu gibi pek çok karakterle özdeşleşmiştir.
Diğer filmlerinde de hep örnek karakterleri canlandıran rollerde yer almıştır. Yeşilçam’ın en büyük sorunlarından birisi olan alkol bağımlılığına O da düşer bir süre sonra. Büyük bir özgüvenle bu bataklıktan kurtulma mücadelesini, Anadolu yollarına düşerek gençlere anlatmasıyla takdir toplar.
Her kesimde sevilen, sayılan bir isim olarak ebediyete intikal eder. Hayatı film gibi yaşamıştır. Filmlerinin çoğu mutlu sonla bitmiştir. Az da olsa bunun tersi de yaşanmıştı. Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu filmi ne yazık ki dünyanın en kötü on filmi arasına girmişti. Tahta kılıçlar, amatör sahneler, tarihi dönem film olmasına rağmen insanları düşündürmek yerine tebessüm ettirmişti.
*
Önceki gün yaşanan bir gelişme ise Cüneyt Arkın’ın hatırasına farlı bir boyut getirdi.
Kimsenin pek bilmediği ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatur mirasında kendisine pay bırakılmadığını iddia ederek mahkemeye başvurdu.
Olabilir mi, olabilir! Hem de o kadar çok oluyor ki. Miras kavgaları “ona fazla bıraktın“ “bana az bıraktın” tartışmaları sonunda mahkemede bitiyor. Üstelik bu miras kavgaları az /çok fark etmiyor.
O kadar çok örnek var ki bu konuda. Hepsini yazsam pehlivan tefrikası gibi olur.
Sadece bir örnek vereyim. Efsane Naim Süleymanoğlu da aynı kaderi yaşadı. Japonya’dan gelip kızı olduğunu iddia eden bir kişi mezarını açtırıp DNA örnekleri aldırdı. Başarıdan başarıya koşan Naim Süleymanoğlu rekorlar üzerine rekor kırdı, tarihe geçti. Çok büyük ağırlıkları kaldırdı, dünyanın yükünü taşıdı. Maddi manevi çok büyük imkanlara kavuştu. Fakat halteri bıraktıktan sonraki düştüğü boşluğu taşıyamadı. Dünyanın ağırlığını kaldıran adam yalnızlığın boşluğunu kaldıramadı. Kendisini alkole verdi. O da her canlının hayata veda edeceği gibi ebediyete intikal etti.
Onu; mücadeleci hayatı, efsane başarıları, yeni nesile örnek olacak tavırları ile hatırlamak gerekirken miras davasıyla karşılaştık. Hem de Japonya’dan gelen bir kişi kızı olduğunu iddia ederek mal varlığına tedbir koydurdu, en son yaşadığı ev mühürlendi, mezarı açıldı, örnekler alındı. Gerisini tahmin ediyorsunuz...
Evinin pencereleri kırılmış, kargaların içerisine yuva yapmış, her köşesi viraneye dönmüş bir mekan. İnsanın içi burkuluyor.
Konu kesinlikle magazinsel boyutu değil...
*
Herkesin asıl dikkatini çekmesi gereken konu şu: Bırakılan miras!... Asıl ibretlik konu bu.
Bu dünyada ne kadar mal, mülk biriktirirseniz biriktirin götüreceğiniz sadece bir kefen... Bıraktığınız mal, mülk mirasçılarımız arasında çoğu kez kavgaya neden oluyor. Bıraktığınız miraslardan, mirasçılar size teşekkür etmediği gibi az bıraktı, bırakmadı, bana daha çok olmalıydı deyip size Fatiha göndereceklerine, beddua gönderip hayırla yâd etmiyorlar.
En çok ibret alınması gereken, çok önemli bir konu bu. Hesabını vereceğiniz malı kazanırken çok dikkat edin! Sefasını başkası sürecek...
İslam Hukuku'nda bu konuda çok net bir görüş var. Aksini söyleyen küçük bir kesim olsa da ağırlıklı görüş şu: "Bir kişinin oğlu, babasının kazandığı malın helal olmadığını görse de o mal ona intikal ettikten sonra helal olur."
Bu son derece mantıklı ve tutarlı... Mesaj açık:
Sen çalıp, çırpıp, haram, helal demeden mal biriktirirsen, o malın hesabını verirsin. Fakat senin bıraktıkların sefasını sürer, hesabını sen verirsin. Onun için dikkat et! Hesabını veremeyeceğin bir dünyalık peşinde koşma.
Bunun daha ebedi alemdeki hesabının görülmesinden önce zaten senin bıraktığın mirasçılar bu dünyada hesaplaşmaya başlıyor. Bıraktığın dünya malı için senin en yakınların bu dünyada hesaplaşamazken, sen nasıl gerçek alemde bunun hesabını vereceksin?
Mesaj bu.
İbretlik her gün bir olay yaşıyoruz. Milli şairimizin dediği gibi: "Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?"
Not :
Yazı baskıya hazırlandığı sırada Cüneyt Arkın ailesi adına bir açıklama düştü. Açıklamada ailenin para derdi olmadığı merhum Cüneyt Arkın’ın mütevazi ve paraya önem vermediğinden bahisle uzun süre göremediği kızına yazdığı özlem dolu mektuplardan bahsedilir. Gerçekten de o mektuplarda bir babanın annesi tarafından görüşmesi engellenen çocuğuna duyduğu özlem ve hasret ile inanılmaz duygu dolu ifadeler insanın gözünü yaşartıyor, derinden hüzünlendiriyor. Mevlam hiç kimseyi evlat acısı ve evlat hasreti ile başbaşa bırakmasın. Bu gerçek Cüneyt Arkın’ın yaşam tarzıyla da birebir özdeşleşiyor.
Zaten benim burada vurgulamak istediğim tam da bu. Sorun kişilerin yaşarken çocuklarıyla ilişkileri değil, vefatından sonra gelişen olaylarda. Yine benim vurguladığım mirasın miktarı asla değil. Çok küçük miktarların paylaşımında bile çok büyük acılar gördük ne yazıkki.
Sonuçta inancımızın önemli bir düsturu daha ortaya çıkıyor: “Ölmeden evvel ölünüz”
Bu ne demek? Sağlığınızda “hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahirete” hazır olma dengesi. Sonuç; İnsanı yaratan kudret insanı en iyi tanıyandır.
GÜNÜN SÖZÜ
Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış,
Marifet bu gerisi yalnız çelik çomakmış.
Necip Fazıl Kısakürek













