CHP Kayseri İl Başkanı Ümit Özer’in milletvekili olmak için istifasıyla boşalan il başkanlığına yapılan seçim siyaset tarihinde az görülen olaylara sahne oldu.
Siyasi partilerde il başkanları istifa eder, görevini tamamlar veya nöbet değişimi olur, bazen seçimle gelir bazen atamayla.
Bu seçimlerde bir kaç adayda çıkabilir, zaman zaman çekişmelerde yaşanabilir.
Bunlar bir noktada anlaşılabilir ve seçimin doğasında olan şeylerdir.
Fakat CHP İl Başkanlığı'na seçilen Adil Demir'in seçim süreci ve hemen ardından yaşananlara baktığımızda akıl almaz olayların yaşandığını ve anti demokrat baskıların yaşandığını, seçimlerin üzerinden saatler geçmeden genel merkez tarafından iptal edilmesi ile kanıtlanmış oluyor.
Yeni Başkan Adil Demir yönetim kuruluna seçildikten sonra sadece beş kez katılabilen bir isim,
Daha ilginci "yönetim kurulu panosunda bir fotoğrafı bile olmayan birini nasıl il başkanı seçersiniz?" diyor partililer.
Bundan daha ilginci Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Kayseri ziyaretine bile katılmıyor.
Bu durumu gazeteciler kendine sorduklarında;
“Evet doğru işlerimin yoğunluğu nedeniyle yönetim kurulu toplantısına da genel başkanın Kayseri’ye geldiğinde de katılamadım” diyor açık açık.
Yeni bir il başkanı seçildikten sonra partililerin hayırlı olsun ziyareti için il başkanlığına akın ettiğini çok gördük.
Fakat yeni seçilen il başkanına hayırlı olsun şöyle dursun, yoğun tepki gösterip yönetim istifa sloganlarıyla partinin basılmasını ilk kez burada görüyoruz.
Partililer kapı önünde toplanarak;
"Kim bu adam? Biz bu adamı tanımıyoruz " diye tepki gösteriyorlar. Oradan geçerken bunu duyan birkaç saatlik başkan Adil Demir:
"O adam benim" diyor.
Partililer seni tanımıyoruz bile dediklerinde;
"Olsun tanışırız" diyecek kadar da rahat birisi.
Tabii tepki bu kadarla da sınırlı kalmıyor CHP’nin dokuz ilçe başkanı hemen toparlanıp diğer ilçe başkanlarının da vekaletini alarak Ankara’ya gidip yaşanan süreci örgüt sorumlularıyla paylaşıyorlar.
Sonuç : Seçim iptal ediliyor.
Baştan sona ibretlik bir seçim. Siyaset tarihinde yerini alan bir CHP klasiği.
Bu yaşananlara baktıkça şunu söylemek gerekiyor. CHP’de sık sık dillendirilen "tek adam rejimi", "kimsenin söz hakkı yok", "diktatörlük"
Söylemleri acaba tam olarak hangi adrese gidiyor.
Son zamanlarda zaman zaman CHP tarafından söylenen
"AK Parti'nin kalelerinden olan Kayseri düştü. Bizim kalemiz artık" gibisinden söylemlere karşı birileri demişti ki:
"Bırakın Kayseri'yi de siz önce kendi parti kalenize sahip çıkın. Tabi çıkabilirseniz."
Çok garip bir il başkanlığı seçimi ve saatler sonra iptal edilen bir seçim ve yaşananlar.
Ne kadar haklılarmış değil mi? "Siz önce kendi parti kalenize bakın" demekle.
KİM DEMİŞ? NE DEMİŞ?
“Piri Mehmet Paşa tarafından 500 sene önce yapılan Gön Han’ı tekrar ayağa kaldırıyoruz. Kayseri’nin son zamanlarda yapılan en önemli restorasyonu. 2 sene önce toprak altında olan bir alandı. 6.5 metre zemine indik. Burası Kapalı Çarşı'ya nefes aldıracak. Çok büyük bir çalışma yapıyoruz.”
Melikgazi Belediye Başkanı Dr. Mustafa Palancıoğlu
**
"63 gündür 3 puana hasret kalan taraftarımızın yaşadığı üzüntüyü yüreğimde hissediyorum, deplasmanda takımını yalnız bırakmayan büyük Kayserispor taraftarına teşekkür ederim. Taraftar kardeşlerimizin taşıdığı bu ruhu, Sivasspor karşılaşmasında futbolcularımızda görmek istiyorum"
Kayserispor Basın Sözcüsü Batuhan Samet Koç
Uyuşturucuyla mücadelenin en etkin yolu:
Satıcı ile içici ayrımını kaldırmak
Uyuşturucu başta, gençlerimiz olmak üzere tüm insanların hayatını bitiren, ocakları söndüren büyük bir tehlikedir.
Uyuşturucu müptelası olanların hikayeleri hep birbirine benzer.
Özentiyle başlar küçük dozlarla ilerler.
"Bir taneden hiçbir şey olmaz" tezi hep savunulur.
Aklı başında, çok başarılı fakültelerde dereceye giren, iyi eğitim almış çocukların uyuşturucunun pençesine düşerek insan olma erdemini yitirmesini ve yok olmaya doğru gitmesini kolay kolay kimse anlamıyor. Nasıl olur böyle bir şey deniyor?
Unutulmaması gereken bir gerçek var.
Uyuşturucunun temel içeriği olan bir etken madde insan vücudunun savunma mekanizmalarından birisi olarak vücut tarafından üretiliyor ve zararsız şekilde salgılanıyor.
Bu maddeyi siz vücuda dışarıdan enjekte ettiğinizde ise vücut o sistemi kilitliyor ve artık dışarıdan almaya bağımlı hale geliyor.
Tıbbi terimlerle konuyu dağıtmak yerine kısaca özetlemek gerekirse bir defadan bir şey olmaz diyenlerin kulağına küpe olsun diye söylüyorum bunu.
Uyuşturucu ile mücadelede kamu kurumları ve polisimiz örnek çalışma yapıyor.
Amansız bir mücadele veriyor narkotik.
Okul önlerinden tutunda uyuşturucu trafiğinin kesilmesine varıncaya kadar büyük bir özveriyle çalışıyor.
Tabii başarılı da oluyor olmasına.
Fakat bu illetin tamamen yok edilmesinin tek bir yolu var.
O da yeniden bir yasal düzenleme yapılması.
İçici ile satıcı arasındaki farkın kaldırılması.
Bu işi pazarlayanlar uluslararası narkotik şebekenin kaşarlanmış elemanları.
Yasal sınırları bilerek ceplerinde belli bir miktarı aşmayan uyuşturucu taşıyarak yakalandıklarında "biz içiciyiz" deyip kurtuluyorlar.
Pazarlamaları her biri ceplerine küçük miktarlarda koyarak birbiriyle bağlantısı yok gibi gözüken gruplar halinde yapıyorlar.
Yine yakalandıklarında biz hep beraber içiyoruz şeklinde akla ziyan ama ne yazık ki geçerli olan savunmayla yakayı kurtarıyorlar.
Olan bizim masum genç, çocuk ve delikanlılarımıza ve insanımıza oluyor.
Bu kadim kültürün son coğrafyasında ite, köpeğe, uğursuza haddini bildirecek ve tarih yazacak gençlerimiz ne yazık ki uluslararası şebekenin yerel işbirlikçilerinin zehirlenmeleri sonucunda bırakın topluma, devletine, ailesine, milletine katkıyı kendisini bile zor idare edecek yürekler parçalayan bir duruma düşüyor.
Çözüm kesinlikle kimsenin gözünün yaşına bakmayacak bir yasal düzenlemeden geçiyor.
"Zerre kadar toz yakaladığımız anda toz ederiz arkadaş" deyip cezaevi ile tanıştırmak ve çok ciddi sorgulamalardan geçirip yargılamak ve cezalandırmak gerekiyor.
Bir emniyet müdürümüz zamanında değişik ülkelerin bu mücadelede başarılı olduğunu ve başarının temelinde içici ve satıcı ayrımının ortadan kaldırılarak cezaların caydırıcı verilmesi ile birlikte huzura erdiklerini söylemişti.
Bu ayrımı yapmaya devam eden ülkelerin ise ne yazık ki belli etkin kişilerin ve onların çocuklarının da bu illete bulaşmış olduklarından dolayı olduğunu söylemişti. Kanunsuz adalet aciz, adaletsiz kanun zalimdir.
Bu ayrımı ortadan kaldırmadıktan sonra bataklıkla değil de sivrisinekle mücadele çalışmasındaki gibi olacaktır sonuç.
GÜNÜN SÖZÜ
"Ringin içinde ya da dışında yere düşmenin hiçbir yanlış tarafı yok yanlış olan yerde kalmak" Muhammed Ali













